Seçim sath-ı mailine girildi. Başta AKP olmak üzere tüm burjuva-bezirgân partiler hummalı bir çalışmanın içindeler.

İlkin, kanunsuzlukların merkezi haline gelen YSK’nın görev süreleri dolan üyelerinin yerine Yargıtay ve Danıştay’da seçim yaptırmayarak işe giriştiler.

Ardından da, ithal ve mükerrer seçmenlerle şimdiden seçimi garantilemek istiyorlar. Ulukışla, Batman, Hakkari, Adalar, Üsküdar’da yaptıkları seçmen kaydırmaları hileler en belirgin olanlarıdır.

Yine cezaevlerindeki tutuklular için sadece “kayıtlı oldukları seçim çevresinde ve o seçim türlerinde oy kullanabileceklerine” dair karar alarak onbinlerce tutuklunun seçme hakkı elinde alınmıştır.

Bakmayın seçimlere 13 partinin girmesine izin verdiklerine, özünde iki parti yarışacak.

Cumhur ve Millet İttifakları…

İsimleri de ne kadar birbirlerine benziyor değil mi?

Yani yok aslında birbirlerinden farkları…

Oysa bir siyasi parti niçin kurulur?

Toplumda var olan, durumları ve çıkarları başka başka olan insan kümelerinin siyasal eğilimlerinin iktidar mücadelesini ya da devleti ele geçirme mücadelesini yürütmek için…

Hikmet Kıvılcımlı’nın deyimiyle; “Toplumda herhangi bir bölünmeyi yaşayan insan kümelerinin İktidar eğilimleri, yani Devleti ele geçirme çabaları siyasi partileri yaratır. Başka bir deyimle, siyasi parti, sosyal bir bölük insanın iktidar eğilimlerini temsil eden bir örgüttür.”

Bu nedenle siyasi partilerin tüzük ve programları da birbirinden farklı olup, temsil ettikleri sınıfın çıkarlarını yansıtır ya da yansıtması gerekir.

On altı yıldır devleti ele geçirmiş olan AKP; AB-D Emperyalizminin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’un ülkemize uygulanışı olan Yeni Sevr projesini yaşama geçirme planının bir parçası olarak iktidara getirilmiştir. AKP, ekonomik ve siyasal anlamda her türlü vurgun ve talanı pervasızca uygulayan, kendisini Anayasa ve yasalarla bağlı saymayan bir partidir. Tefeci-Bezirgân sermayenin temsilcisi olmakla birlikte iktidarı paylaştıkları Finans-Kapital zümresinin de çıkarlarını savunmakla görevlendirilmiş ve öyle davranmaktadır. TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB vb. sermaye örgütlerinin tam desteğiyle bugünlere gelmiştir.

AB-D Emperyalistleri de bu yerli işbirlikçileri ve Amerikancı Kürt Hareketi sayesinde, Yeni Sevr planında önemli oranda yol almıştır.

Fakat dünyanın ekonomik ve siyasal dengeleri bazen evdeki hesapların çarşıya uymasına engel olabilmektedir. İşsizlik-pahalılık cehenneminde yanan emekçi insanları faşizan uygulamalarla sindirmek her zaman mümkün değildir. Yani bu baskı ve zor; kitlelerin uyanma sürecini daha da kısaltır. Dolayısıyla, artık kitlelerin karşısında tek başına çıkma zemin ve şartları ayağının altından kayar gider.

Burada Kıvılcımlı’ya tekrar dönersek…

“…. üstün egemen sınıf, iktidar mevkiini münhasır olarak kendi tekelinde bir imtiyaz ve bir tahakküm cihazı gibi kullanmak ister. Devleti ele geçiren sınıf onu uzun süre muhafaza edemeyeceğinden korkar. Devlet iktidarının elinden kaydığı gün eriyip yok olacağını bilir. Çünkü Tarihçil ve Ekonomik şartlar o egemen sınıfın dinamizmini sıfıra doğru indirmiştir.

“O zaman sosyal bölükler arasında az çok bilince ve hesaba dayanan bir savaşın yaratacağı dengeliliği egemen sınıf göze alamaz. (…) Devlet iktidarı kendi partisinden başkasına yaşama hakkı tanımaz. Yani, hem sosyal bölünüşleri kaldırma amacı güden eğilimlere karşı kanlı saldırılarda bulunur (…) hem de sosyal alt bölüklerin kendi siyasi partilerini kurmalarına dayanamaz, sınıflar arasındaki hesaplı, bilinçli davranış dengesine güvenemez. O zaman böyle bir tekelci iktidar saçma bir zorbalık durumuna düşer.” (Genel Olarak Sosyal Sınıflar ve Partiler)

Günümüzde “saçma bir zorbalık” içindeki AKP iktidarı, tüm kurum ve kurullarıyla ele geçirdiği devleti kaybetmemek için her türlü kanunsuzluğu göze alarak canhıraş bir mücadele yürütmektedir.

Çünkü iktidardan yuvarlandıkları anda, bağımsız, tarafsız mahkemeler önünde yargılanacaklarını ve bugünkü yasalara göre birçoğu yüz kızartıcı olan onlarca suçtan mahkûm olacaklarını kendileri de bilmekte.

Bütün uygulamalarıyla; işsizlik-pahalılık-zam-zulüm demek olan AKP; 2015 Haziranında aldığı ilk seçim yenilgisinde, iktidarı yine zorbalıkla teslim etmedi. Hatta o zaman, “ülkenin koalisyonlardan çok çektiği ve tek parti iktidarlarının ülkemizi uçurduğu” gibi demagojik propagandalarla, türlü kanlı katliamlı provokasyonlar ve seçim hileleriyle 1 Kasım seçimlerini “kazanmış” oldu.

Hoş, karşısındaki muhalefet de iktidarı almaya niyetli olmadığından, bu işi kolayca başardı.

AKP’nin her geçen gün artan ekonomik zulmünü yaşayan kitlelerin tepkileri bir yandan faşizan yöntemlerle bastırılırken, diğer yandan da seçim yasalarında yapılan değişikliklerle sözde karşı oldukları koalisyonların önünü açtılar. 24 Haziran 2018 seçimlerinde, geçmişte birbirlerine karşı ağza alınmayacak hakaretleri yapan AKP ve MHP koalisyonunun temellerini attılar.

Seçimden üç ay önce aceleyle çıkarttıkları 7102 sayılı yasa ile yıllardan beri siyasi partiler arasındaki gizli ya da açık seçim ittifaklarını yasaklayan 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 90’ıncı maddesini yürürlükten kaldırdılar. Aynı yasa ile 2839 sayılı milletvekili seçimi yasasına 12/A maddesi eklenerek, kapsamlı bir şekilde seçim ittifakı düzenlemesi getirdiler.

Bu ittifak yasası derde deva oldu mu?

Hayır…

Daha oy verme işlemi bitmeden YSK’ya aldırdıkları “mühürsüz oyların geçerli sayılacağına” dair kararla 2,5 milyon mühürsüz oyu geçerli saydırarak, yani YSK eliyle yapılan hile ili ancak Cumhur ittifaklarını çoğunluk yapabildiler.

Diğerleri mi?

Onlar da AKP’nin nimetlerinden yararlanma peşinde olduklarından, yapılan bu acele değişikliklerden nemalanma peşine koştular. Daha doğrusu iktidarıyla muhalefetiyle, meclisteki hiçbir partinin halk nezdinden güvenilirliği kalmadığından, seçim öncesi yaptıkları koalisyonlarla halkın gözüne bir kez daha kül serptiler.

31 Mart 2019 seçimlerinde bir kez daha aynı cambazlığı tekrarlayacaklar.

Bir tarafta Cumhur diğer tarafta Millet ittifakı.

Yani al gülüm ver gülüm siyaseti.

Bu Ali Cengiz oyununu bozacak olan, onların gerçek yüzlerini halka teşhir edecek olan HKP gibi partileri de her türlü kanunsuzluğu göze alarak seçime sokmuyorlar.

Bunların hangisi iktidara gelirse gelsin, koalisyona muhtaçlar. Sonra kalkıp, bir de koalisyonlara son verdik diyorlar. Tabi bal gibi yalan söylüyorlar.

Ancak, deniz bitti, artık.

Koalisyonlar da kurtaramayacak bunları.

Çünkü; Tarihsel ve Ekonomik şartlar bu burjuva-bezirgan partilerin dinamizmini sıfıra doğru indirmiştir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.