“Düşüncenin,muhalefet ederken bağlandığı düşünce nesnesini aştığı yer özgürlüğüne kavuştuğu yerdir. Özgürlük öznenin kendini ifade etme dürtüsüne riayet eder. Istıraba ses verme ihtiyacı, bütün hakikatlerin önkoşuludur” Theodor W. Adorno.

Istıraba ses verme ihtiyacı diye adlandırılan ve bize bugün arkaik gibi görünen gerçeğe ulaşmanın önkoşulu, direnişçiler tarafından sokaklarda bir çığlık olarak yükselmektedir. Gündelik hayatın perdesi altında ve kültürsüzlükle ehlileştirilen kitleler, gerçeğin incitici yükünün altında, yalanlara rıza göstererek yaşamaya çalışırlar. Aristokratik burjuva sisteminin bu ikiyüzlü yaşamı, bireyi barbarlık düzeyinde bir kayıtsızlığın içerisine sürükler. ‘Şeyleşmiş bilincin’ kendisi, iletişim denen gürültünün etkisi altında sadece en güçlü ve en yüce sese kulak kesilmektedir.

BİR HEYULADIR ARTIK DİRENİŞİN GÖKYÜZÜNE KARIŞAN ÇIĞLIĞI!

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça bir gecede görece güvenli yaşamımızdaki tekinsizliğin vücut bulmuş haliydiler. Istıraba ses çıkarmak sadece gerçeğin önkoşulu değildir! Negatif Diyalektiğin zihinsel özgürlüğüne kavuşan her birey, insan olmanın da kapılarını aralamış ve sömürü düzenin karşısına ‘İnsan’ haliyle çırılçıplak dikilmiştir. Direniş giderek büyürken, iletişim vasıtasıyla Negatif Diyalektiğini yitirmiş muhalif özneler de ‘Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı’ önündeki direnişe dikkat kesilmişti.

Direniş, ölüm orucuna evirilirken ‘Auschwitz’den (12 Eylül zindanlarından) sağ kurtulan bir avuç insan nefesini tutmuş, yakılan ateşin sonucunu bekliyordu… Selçuk Kozağaçlı ölüm oruçlarının felsefi geçmişini insanlara anlatırken, söylediklerini kavrayabilmek için kendimi zorladığımı hissediyorum.

“İnsan! Elinde kalan son şey elinden alınmış, gasp edilmiş insan!”

Yeniden kendi kararıyla kendi iradesini avuçlarının içine almaktaydı. Auschwitz’den sonra ölüm korkusunun yerini daha büyük bir korku almıştı: ‘Ölümden daha beter bir ölümün korkusu’. 12 Eylül askeri darbesi de Türkiye’de Auschwitz etkisi yaratmış ve kültürü paramparça etmiştir.

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir."(SisifosSöyleni-Albert Camus) Evet, belki de felsefenin en önemli sorunu bugünün içerisindeki yerini almıştı. İntiharın zihnimizdeki çağırışımı, direnişin içerisindeki öznelliğin ve iradenin karşısında zayıf gelir. Tüm o çaresiz günlerde Nuriye ve Semih hoca için nefesimizi tutmuş bekliyorduk… İzmir’de sokakları arşınlarken en yakınımdakilere direnişin akıbetini soruyor ve hayıflanıyordum. Yoksulluk nicedir her yanımızı sarmışken, insan kalmak ve kalmamak arasındaki ince çizgide bir cambaz edasıyla yürürken, kendimizi bir kenara iterek zayıf düşen bedenlerle bütünleşiyorduk. Direnişin yapıldığı yere gidip, rezil olmak pahasına boyunlarına sarılıp ağlamak geçiyor insanın içinden. En çaresiz anlarda çıkıp gelen metafizik bir romantizmin sönük ışığı altında, son çare olarak insan kendi bencilliğine sıkı sıkıya sarılır. Direnişi engellemeye dönük her hareket, elimizde kalan son iradenin de engellenmesi değil miydi?

Istıraba ses çıkaran insan yaşama doğru adım attığında, hüzünlü çığlıklar utangaç bir mutluluğa evirildi. Kilometrelerce uzakta dünyadan bihaber insanların ortasında bedenimi yeniden çürümeye bırakırken, elde kalan son kültür kıvılcımları da çakmakta çaresizce…

Sorgulayan aklı ve sıra arkadaşının derdiyle hemhal olma gibi meziyetlerimizi elimizden alan 12 Eylül zindanlarının etkisi altında, yıllar geçtikçe insansızlaştırıldı Anadolu. Şimdi, insan kalabilmek için çekilirken yeraltına ve oradan acımasızca vururken tuşlara yeni bir yol açılıyor; görünmeyen duvarları aşabilmek için. Gündelik hayatın içinde hiç duyulmayan bir sesin Vivaldi’nin ezgisi altında yaşamaya ve insan olabilmek için mücadele etmeye devam ediyor İnsan!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.