Taksim neler gördü, neler biriktirdi. Bedeni değişirken, kalbi büküldü bazen, bazen de mutlu oldu kimseye belli etmeden. Belleğine kazınanlar için miladı 1928’de anıtın dikilmesi diye koyarak, gelmiş geçmiş Taksim deneyimlerine kulak vermeye çalışalım.

Modern hayatı yaşayışta bazı gerekler vardır. Bunlardan biri de toplanılacak meydanlara sahip olmak. Osmanlı’dan modern bir toplum yaratmak için, anıtla beraber önemli bir adım atılmıştır. Artık, çelenk bırakmaların adresi olan anıt, pek de öyle demokratik taleplerden falan haberi olmayan, artık Türkiye halkı olarak anılacak olan kitle için değişik bir deneyim başlangıcıdır. “Önemli gün ve haftalar”da toplanma refleksinin tohumları atılmaktadır. Anıtta buluşulacak; kutlama, eylem ne gerekse yapılacak ve dağılınacaktır. Tabi hal böyleyken, bu alan için bir vizyon da otomatik olarak atanmış bulunmaktadır. Ülkenin ve iktidarın değişen yüzü olacaktır Taksim.

O zaman derler, ‘şu Kışla’yı kaldıralım’.

Hani, geçtiğimiz 10 yıllık periyotta kendi yok, adı çok meşhur Topçu Kışlası’nı yani. İçinde müzik dinletileri, milli maç falan yapılıyormuş o ara. Fark etmez. İktidar kendi sembollerini çok sever, kendine yaramayanlara da nefret duyar. Her halükarda kuvvetli duygular besler. Güzel de bir yeşil koridor planı yapılır. Prost’lar falan getirilir Fransa’lardan. Belki de inanılmaz öngörülü bir nefes alma alanı planlanır. Kentin bu kadar merkezi olacağı daha o zamandan çok iyi anlaşılmıştır. Velhasıl, Maçka-Taksim-Dolmabahçe arası yaya bağlantılı bir yeşil alan planlanır. O zamanlar planlama yapmak için yeterli boşluk da vardır bir yandan.

Topçu Kışlası gider.

Yerine 'İnönü gezisi' gelir. Bugün gezi diye andığımız hani. Hatta İnönü’nün at üstünde bir heykeli vardır. Parkın merdivenli girişine konmak istenir. Kaidesi konur, kendisi bir türlü konamaz. Herkes Taksim iktidarının farkındadır ne de olsa. İnönü de bakamaz yukardan meydana, Atatürk anıtının yüksekliğini aşmasındır. En sonunda kaidesiyle buluşup Maçka’ya taşınır.

Derken, ‘modern meydan burası; anıtı var, parkı da var, şöyle bir modern yapı olsa, kültürel faaliyetler için.. Tiyatro, opera falan’ denir. 1946'dan itibaren AKM sürecine de böylelikle başlanır.

Sürece başlanır da inşaatına başlanamaz. Artık toplumun mu, meydanın mı bilmem, içi bir türlü bazı şeyleri almaz sanki. Modernliği sindirmeye çabalamaktır bir yerde bu. Olmaz olmaz. Sene 1969, tam ‘oldu’ denir, sonunda gurur da duyduk denir, 1 sene sonra, hem de bir tiyatro gösteriminde yanar mübarek. Bu da gol değildir. Yeniden başlanır yapılmaya, yanmaz malzemelerle önlemler alınır, 78’de gene açılır 30 sene faal kalır ve sonra, koskoca AKM gene bomboş beklemeye başlar. Meydan korkuluğu gibi. İçi boş, cansız ama orda durur öyle. Farklı bir ortam tahayyülüne karşı gövde gösterir the phantom of the opera, the phantom of the meydan. Bir yere kadar direnebilecektir… 2018’e kadar. Kaba hesapla 41 sene toplam inşaat-tadilat-boş bekleme; 31 sene aktif kullanım gibi garip bir süreçtir bu.

Meydan’da ilginç yapılaşmalar da gene 70lerde başlamıştır. Bugün bile meydanın devi gibi dikilen otel, iki kez el değiştirse de fiziken oradadır. Meydan için yüksektir. Osmanlı Bankası yerine gelmiştir üstelik. El değiştirmeden nasibi alanlardandır.

Taksim’in kırmızı gözyaşları akar 1 Mayıs 1977’de. Artık Taksim saygı ve anmanın da mekanıdır…

İlk darbede bir süngü dikilir meydanın göbeğine, AKM ile anıt arasında bir yerlere.. İkinci darbe olur kaldırılır. Darbeciler de birbirinin iktidarına karşıdır çünkü.

Tarlabaşı, tarihtir mirastır denmez tıraşlanarak bulvar olur. İstiklal caddesi yayalaşır bayram olur. Not edip geçmekte fayda var, mirastır, kültürdür, değerdir, doğadır, insandır iktidarların umurunda hiçbir zaman olmaz. Önemli olan semboldür, erktir ve tarihte yer almaktır. Tarlabaşı’nı yakın zamanda yeniden dümdüz edenlere de bu vesileyle ahd olsun.

Sonraki bir dönemde ise, siyasilerin yarıştığı kulvar olur meydan. Kimi gelir toplar kitleyi el sallar, kimi kuş uçurur, kimi kağnıya biner, anlatır, söyler, vadeder, gider.

Metro gelir; dolmuşlarının, troleybüslerinin, otobüslerinin, tramvayının üstüne bir ulaşım odağı vazifesini de, günün gereğince yapmaya başlar Taksim.

Derken, zamanında Topçu Kışlası’nı istemeyen iktidara karşın, şimdiki, Topçu Kışla’sını istemektedir. Lakin orada artık park vardır. Kent yoğundur, nefes almaya yer yoktur. Taksim etrafı sarılmış ve teslim alınmıştır. Park oranın beraatıdır. Diyetidir. Gitmesindir ağaçlar. Gitmesindir park. Kavga çıkar. Son yılların en sıkı direnişi yaşanır. Olayda parkın durumu, genel huzursuzluğun de etkisiyle demokratik taleplerini iletmek isteyen halkın eylemliliğine dönüşür… Taksim yayalaştırma projesi altında derbeder ama kendisine sıkı sıkı sarılmaya gelenlere kucak açar.

Taksim önemlidir. Su dağıtma işlevinden, makseminden alır adını. Yılbaşlarında, şampiyonluk kutlamalarında, anma törenlerinde, lgbti yürüyüşlerinde ve neredeyse tüm eylemlerde, herkes bilir Taksim’de olmak gerektiğini. Halk benimsemiştir artık modern meydanı, demokratik talepleri iletmeyi öğrenmiştir. İktidar da öğrenmiştir her seferinde daha da çok: Orası kente imza atmanın en fiyakalı olduğu alanlardandır.

Bugünlerde Taksimden geçerken görüyoruz onca yıllık mazisiyle AKM’nin aşağı inişiyle, yaklaşık 50 senedir tartışılan proje, caminin yukarı çıkışını. Taksim’de hep bir ‘iner misin çıkar mısın’.. Taksim’i hep yeniden taksim etmek Türkiye için ata sporu. İşin içinde iktidar olunca, deneyim aktarımı da önemlidir ne de olsa, ‘miras’ aktarımı da!

Ama herkes gelir gene Taksim’e. Ve herkes bilir Taksim’i. Benimsendi, belleklere işledi bir kere. Buluşuldu, ayrılındı, kutlama yapıldı, eğlenceye varıldı, eylem yapıldı, eylem yapmak istendi, mücadele verildi, istendi, ulaşım odağıydı, aktarma yapıldı…

Taksim’i kendimize sakladık. İktidarlar geçici ama halk ve Taksim belleği kalıcıdır çünkü.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.