2019 Yerel Seçimleri öncesi iktidarın seçim yatırımı çerçevesinde kamu kaynakları kesesinin ağzını açacağı zaten biliniyordu. Yaşanmakta olan ekonomik krizin seçim öncesi seçmenler nezdinde olabildiğince az hissedilmesi ve ötelenmesi için zaten yoğun çabaları görülüyordu. 

Kamu bankalarının ve hazinenin sınırlı kaynakları seferber edilerek neler yapıldığına birkaç örnek verecek olursak;

* Önceden çıkartılan yasal düzenlemelerle borçları yapılandırılan ancak ödeme yapamadıkları için hakkını kaybeden borçlulara yeniden imkânlar tanındı;

* Takibe giren bireysel ve ticari kredi kartları borçlarının yeniden yapılandırılması için Erdoğan’ın talimatı üzerine kamu bankaları derhal harekete geçti;

* Yavuz S.S.’in (3. Köprü) fahiş ücretinden kaçınmak için 15 Temmuz ve FSM Köprülerinden son 2 yılda geçiş yapan 310 bini aşkın araca yazılan yüksek cezaların affedilmesi, önceden ödeyenlere de iade edilmesi için kanun çıkartıldı;

* Elektrik ve doğal gazda yüzde 10 indirim yapılacağı açıklandı, ancak bunun faturalara çok da yansımayacağı anlaşıldı;

* Düzenli sosyal yardım alan 2,5 milyon üzeri hanede aylık 80 liralık, 150 kw/saat elektrik tüketimini devlet üstlendi, vb.

Seçim öncesi seçmene yapılan bu şirinliklerin oylara nasıl yansıyacağını bilemiyoruz. Ben asıl ülkemizde yoksullaştırma ve bunun üzerinden siyaset ile sosyal yardımların siyasallaşması konusunu biraz açmak istiyorum.

SOSYAL KORUMA HARCAMALARI 

TÜİK ve devletin diğer resmi kayıtlarından yaptığım araştırma sonucu elde ettiğim bazı çarpıcı bilgileri burada paylaşmak istiyorum.

T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre 6 farklı sosyal yardım programı var, bunlar; Aile yardımları, Eğitim Yardımları, Yaşlı ve Engellilere Yönelik Yardımlar, Özel Amaçlı Yardımları, Yabancılara Yönelik Yardımlar. 

Bu yardım programlarından en önemlisi olan Aile Yardımları başlığı altında ise 8 çeşit yardım var, bunlar; Gıda Yardımları, Barınma Yardımları, Sosyal Konut Projesi, Yakacak

Yardımları, Eşi Vefat Etmiş Kadınlar Yönelik Yardımlar, Muhtaç Asker Ailelerine Yönelik Yardım Programı, Öksüz ve Yetim Yardımı, Doğum Yardımı gibi başlıklar altındaki yardımlar. 

SOSYAL YARDIMLARDA 18 KAT ARTIŞ!

Sosyal koruma harcamaları başlığı altında yapılan tüm ödemeler ve yardımlar ile ilgili devletin TÜİK kayıtları oldukça dikkate değer bilgiler içeriyor. 

AKP iktidarları öncesi, 2001 yılında toplam 21,6 milyar TL olan sosyal koruma harcamaları, AKP iktidara geldiği ilk yıl olan 2002 de %56’lık bir artışla 33,6 milyar TL’ye çıkartılmış. Kendisine seçmen tabanı olarak öncelikle toplumun görece yoksul, eğitimsiz ve kırsal kesimlerini seçmiş görülen AKP iktidarlarının, bu kesimlere verdiği sosyal yardım desteğini ileriki yıllarda da artırdığı görülmektedir.

2017 yılı sonu itibariyle sosyal koruma harcamaları 2001 yılına kıyasla yüzde 1672 oranında artırıldı. Diğer bir ifadeyle sosyal yardımlar 16 yılda yaklaşık 18 kat arttırılarak 21,6 milyar TL’den 383 milyar TL seviyesine getirildi. 

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı kayıtlarına göre ise Kamu kesimi sosyal harcamaları 2004’de 79,4 milyar TL iken 4 yılda yaklaşık 7 kat artışla 2018 yılı sonu itibarı ile 550,4 milyar TL oldu. Ülkemizde devletin yaptığı ödemelerde hangi alanda her yıl ortalama yaklaşık iki katına çıkan böylesi bir artış oldu ki? 

SOSYAL YARDIM ALANLAR İLE İKTİDAR İLİŞKİSİ

Akademisyen Denizcan Kutlu’nun Türkiye’de sosyal yardım rejimi üzerine yaptığı doktora tezi çalışmasının bazı sonuçlarını ele almak konuya daha da açıklık getirecektir. 

* Sosyal yardımlar sosyal güvenlik sistemini ve ücretleri tamamlayıcı olmaktan çok asli ve uzun süreli bir unsur olmaya dönüşüyor. Bu yardımların hane halklarının tek geçimi haline gelmesi, toplumun geleceği bakımından oldukça problemli bir durumdur.

* Sosyal yardımlar düşük ücretli çalışmayı yaygınlaştıran, yoksulların neoliberalizmi tolere edebilmesinin mekanizması haline dönüştürülüyor.

* Sosyal yardım alacak yoksulun kamu tarafından tespitinde çok başlı, dağınık, parçalı, eşitçi ve adil olmayan bir sistem var. 

* Sosyal yardımların miktarı ihtiyaçları giderecek ölçüde değil. Sadece yoksulluğun çıtasını biraz yukarı çekmeye yaradığı, ayrıca çalışmadan yaşama ve tembelleşme eğilimini de artırdığı görülüyor.

* Lütuf ve minnet ilişkisi içerisinde sunulan bu sosyal yardımların oy verme davranışları üzerinde etkili olduğu, mevcut yönetime siyasal desteğe dönüştüğü de görülmektedir.

Bu yardımı alanların, yönetim değişikliği olduğunda bunların kesilebileceği endişesi içinde oldukları, bu kaygılarının da oylarını etkilediği görülmektedir.

SOSYAL DEVLETTEN KLİENTALİST İKTİDARA

Yoksulara ve toplumun dezavantajlı kesimlerine yardım ve destek Sosyal Devlet olmanın gereklerinden en önemlisidir kuşkusuz. Ancak AKP iktidarları döneminde sosyal yardım harcamaları temel amacından çok daha farklı bir şekilde uygulandı, iktidarın en önemli dayanaklarından birisi haline getirildi. 

Ülke olarak topyekûn büyüme, gelişme ve refah artışı için gerekli olan kalkınmacı ekonomik ve politik uygulamalar tercih edilmedi. Bunun yerine gelir dağılımı adaletsizliğini iyice artıran, rantiyeyi ve kamu kaynaklarını seçilmiş dar bir kesime aktaran (nepotist ve klientalist) bir sistem benimsendi. 

Yandaş denilen bir gurup sermaye kesimi aşırı büyütüldü, böylece dünyada en çok resmi ihale kazanan devasa şirketler ülkemizden çıktı. 

Dünya Bankası, tüm dünyada devletten en çok ihale alan şirketleri açıkladığında, bu listede ilk on sıraya giren Makyol, Cengiz, Kalyon ve Kolin AKP iktidarları döneminde servetine servet kattı. AKP’nin ‘dev proje’lerini kimseye kaptırmayan bu dörtlünün ülkede 20 bin 851 şirketin bölüştüğü 97,8 milyar liralık pastadan aldığı pay (30 milyar TL ile) toplamın yüzde 30’una ulaştı.

Diğer taraftan toplumun dezavantajlı ve yoksul kesimleri daha da yoksullaştı, devlete ve sosyal yardımlara daha da bağımlı hale getirildi. Sosyal yardımlara muhtaç hale getirilen “Sosyal Koruma Kapsamındaki Kişi” sayısı çok hızla artırılarak günümüzde 15 milyona yaklaştı. Devletin eline bakan bu kesime yapılan ödeme ve yardımlar AKP iktidarlarının lütfu gibi sunulduğundan ve bu şekilde bir algı oluşturulduğundan, yoksul kesimler AKP’nin oy deposu olarak görüldü. 

SONUÇ: Asgari insani yaşam koşullarının karşılanması lütuf değil kişi haklarındandır ve bu da Sosyal Devletin en önemli yükümlülüklerindendir. Sadaka kültürünün, siyasallaşmış ulufe sisteminin devlet politikası haline dönüştürüldüğü ülkede, insanların düşkünlüğü ve yoksulluğu siyasi iktidarın dayanaklarından en önemlisi haline getirilmiştir
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.