Gecenin bir saatinde bir şiirin izini sürüyorum. Çıkmazdayım ki parmaklarım radyonun düğmesine gidiyor. Odaya dolan bozlak, bir anda ruhumu kendi iklimine alıp götürüyor:

Ahu gözlerini sevdiğim dilber

Sana bir sözüm var diyemiyorum

Bilmem deli miyim mecnun gezerim

Sırrımı ellere veremiyorum

Karacaoğlan olup Erzurum'da, Edirne'de, İzmir'de, Adana'da tutkuyla sevdalar, acıyla ayrılıklar yoğuruyorum; yüzüm Ankara'ya dönük.

Çok geçmeden Veysel vuruyor sazın tellerine mızrabını:

"Yeter gayrı yumma gözün kör gibi"

Sarsıyor bedenimi sazın ve sözün ustaları. İyi de biz;

"Kimselere sırrın ifşa etme hiç

Lokma ise yut onu, su ise iç"
 

diyen Zarifi Ahmet Baba'ların mirasını da yiyenlerden değil miyiz?
 

"Sır", Arapça bir sözcük. Türkçesi "giz". Biz "sır tutmak, sırra kadem basmak; sırrını söyleme dostuna, sonra saman doldurur postuna…" deyim ve atasözleriyle oyalanırken "gizli" sözcüğü oturuveriyor gündemimize:

Gizli bilgi, gizli oturum, gizli yazı, gizli kamera, gizli dinleme…

Kimileri de gizli sırlardan söz diyor. Sır, gizli olursa sırdır. Açıklanınca sır olmaktan çıkmayan sır mı var ki?

"Bilgi, denizde inci gibidir." dememiş miydi Yusuf Has Hacib. İncinin aslı kumdur; ama kuma karışınca yeniden inci olması artık olanaksız. Giz de öyle.

Mevlana:

"Dane çün ender zemîn nepühân şud

Seraser sebze-i bostan şud"


"Tohum, toprağın içinde sır olur saklanırsa, (bu) sır bahçenin baştan başa yeşilliği, ürünü olur." diyor.

Öyleyse sırları hiç açıklamamak değil, gerektiğinde ve doğru kişilere açıklamak gerekli. Toprağın üstüne zamansız çıkan tohum, rüzgâr önünde savrulur, kurur. Sırlar da gereksiz yerlerde gereksiz kişilere açılır, söylenir, açıklanırsa işlevsizleşir.

Yavuz Sultan Selim'e vezirlerinden biri o yaz nereye sefer yapılacağını sormuş. Yavuz:

" Sen, sır tutmasını bilir misin?" demiş. Vezir, saf saf:

"Evet! hünkârım" deyince;
" İyi öyleyse, demiş padişah. Ben de bilirim" deyivermiş.

İyi hoş da, aynı Osmanlının saraylarında işleri sadece padişahın sırlarını taşımak olan sır kâtiplerinin varlığını da biliyoruz.

Hükümdar (Harun Reşit olmalı), gizli bilgiyi ulağın kafasının arkasına yazdırtmış. Altına da bir not ekletmiş. Ulak varacağı yere varmış. Kelleyi uzatmış. Sırrı, okuyan ilgili bir işaretle celladı çağırmış. Çünkü hükümdar, sırla birlikte bir de komut yazdırmış ulağın kafasına:

"Bu haberi aldıktan sonra ulağın kellesi vurula!"

Anımsar mısınız, bir ulaştırma bakanımız bir zamanlar yasa dışı dinlemeyi önlemenin imkânı olmadığını belirterek "Önlemenin tek yolu konuşmamak, konuştuğunuz sürece mutlaka dinleniyorsunuz" demişti.

İnsan, sır taşıyıcılarının bile kellesinin uçurulduğu, sırların vezirlerden bile saklandığı geleneklerin coğrafyasında yüzyıllar içinde değişen ne, diye sormadan edemiyor.

Gel de şimdi, şu Suudilerin, bir Suudi gazeteciyi ortadan kaldırma serüvenini düşünme.

Suudi savcı, cinayeti işleyenlerden beşi için idam istemiş...

Ser verip sır vermeyen kimileri kahraman, kimileri de "niyazi" olarak anılır tarihte. Sizce de hem serden, hem sırdan olanlar ne ola?

Fox News'e konuşan Trump, cinayetin ses kaydını dinlemek istememiş. Nedenini; "Çünkü bir acının kaydı. Korkunç bir kayıt. Çok şiddet dolu, çok vahşi ve korkunç" diyerek açıklamış.

Milli Savunma Bakanı Akar, aynı ses ses bandı için, nereden buldunuz sorusuna yanıt veremem, diyor.

Geliniz o piti piti oynayalım isterseniz.

Sizce caniler, bu cinayeti, seslerinin kaydedildiğini bile bile mi işlemiştir; cinayetin işleneceğini bilenler mi bu kaydı gerçekleştirmiştir?

"Körebe" mi, "saklambaç" mı; yoksa "elim sende mi?"... inanın bilmiyorum; ama bu bir oyun...

Bu soruları Sherlock Holmeslere bırakalım da ve bizi ilgilendiren iki soruyu soralım şimdi:
 

1. Suudiler, bu cinayeti neden başka ülkede değil de bizim ülkemizde işlemiştir?
 

2. Ses kayıtları bile bulunan bir cinayetin katillerinin bu ülkeye elini kolunu sallayarak girip, ülkeden yine aynı rahatlıkla çıkıp gidebilmesinin izahı nedir?
 

Elbette Mevlana'nın "tohum" örneğini göz ardı edemeyiz. Ancak bugün bu soruları sormak, her Türk vatandaşının hakkı; yanıtlarını vermek de bizi yönetenlerin görevidir.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.