Süper ligin zirve mücadelesinde topun oyunda kalma süreleri 42 dakikalara geriliyor. Avrupa’da 56 dakika olan bu seviyeyi yakalamamız gerekirken makas giderek açılıyor. 
Futbolun yapıcı, olumlu, birlik ve beraberlik yanını ön plana çıkarmalıyız, bunun bir spor olduğunu, öncelikle çocukların bu spora ilgi duymasını sağlamak amaçlı oyunun güzelliklerinin ön plana çıkarıldığı, kulüp takımlarının birbirleri ile dost olduğu, çocukların küçük yaşlardan 'bu rakip takım bizim düşmanımız' anlayışını zihinlerden temizlemek adına tüm futbol severlere, yöneticilere, oyunculara, teknik ekiplere görevler düşüyor. Bizler kahvehane kültüründen uzaklaşıp kültürel bir boyutta oyunun istatistik, teknik, taktik yönlerinde neler yapılabileceğini, alt yapılara neden yatırım yapılması gerektiğini, karakterli oyuncu profilleri yetiştirmemiz gerektiğini unutmamalıyız. Buradan yola çıkarak Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ben sporcunun zeki, çevik aynı zamanda ahlaklısını severim” sözlerinin ülkemiz  sporunun her emekçisine temel felsefe olarak verilmesi ve uygulamada istenilmesi şarttır. 

Futboldan kimler nasıl zaman çalıyor, ortalama 33 faul ile hakemlerimizin birinci sırada yer aldığı oyunu durdurma, oyundan çalma mentalitesine kısa sürede yabancı oyuncularda ayak uydurmakta, bu nedenle de sürekli faullerin yapıldığı, oyuncuların yerden kalkmadığı oyunun akıcılığı ve temposunun sürekli durduğu maçlar izlemek durumunda kalmaktayız. Oyuncuların taç atışından, kaleci vuruşuna, klasik zaman geçirme taktiklerinden oyuncu değişikliklerine kadar birçok kaybettiğimiz zaman neticesinde, esasen 90 dakika izlediğimiz futbol oyununun top ile oynanan süresi 45 dakikaların altına düşmekte, bu da demek oluyor ki bu oyunda özellikle bizim ligimizde “bir devre yok”. 
Bir de; bu zaman dilimi içerisinde yine Avrupa futbolunun altında kalan tempo seviyesi de eklendiğinde ve yine bu duruma paralel taktik anlayışlar ile oyunun belli kısmının stoperler arası yani birinci bölge dediğimiz alanda oynanmasını da hesap ettiğimizde kalan sürelerde ikinci bölge ve üçüncü bölge dediğimiz atak başlangıcı ve gol pozisyonlarının üretildiği alanlardaki oynanan süreler iyice azalmakta, işte bu istatistikler ve bu taktik anlayışlar hem oynanan oyunun kalitesini düşürmekte hem de seyircinin keyif almasını engellemektedir. Ülkemiz futbolunun içerisinde bulunduğu durumu anlatan bu veriler hem milli takımlar hem kulüp takımları seviyesinde başarısız neticelerin oluşmasına zemin hazırlayan en önemli ayrıntılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle hakem, futbolcu, teknik direktör her ne pahasına olursa olsun oyundan çalmamalı, hakemler süreklilikle avantajı oynatmalı, her mücadeleyi faul ile durdurmamalı, futbol oyun kuralları çerçevesinde kalan tüm ikili mücadeleleri devam ettirmelidir. Futbolcular degaj atışında, taç atışında, faul kullanırken, köşe vuruşunda oyun temposunu düşürücü aksiyonlardan kaçınmalıdırlar. Teknik direktörler maçı kazanmak adına gerekeni yapmalı fakat oyun temposunu düşürmek adına bir çalışma yapmamalılar,  bunların hepsi birbirine bağlı ve birbirini tamamlayan etkenler olduğundan futbolcu hakeme, teknik direktör futbolcuya, hakem futbolcuya, teknik direktöre yardımcı olmalı iyi niyet ve fair play anlayışı ile oyunun kalitesine değer kazandırmak için hizmet etmelidirler.

Bu istatistikler ortadayken yine futbolun içerisinde tanınmış teknik direktörlerimiz hakemlere saldırıyor. Başkanlar aynı hakemlerle şampiyonluk yaşamış. İşte bu hakemlerle olmazlar ile yola devam etme anlayışı, hakem kötüydü anlayışı ile kendi eksiklerini kendi açıklarını örtbas etme anlayışı, her pozisyonda hakeme itiraz etmeyi görev edinmiş futbolcu profilleri ile kalitesini düşürdüğümüz ligimize sponsor bulamaz hale geldik, seyirci stadlardan çekildi, ama futbolumuzu baltalayan anlayış, zihniyet, futbolcularda, teknik direktörde, başkan ve yöneticilerde, yorumcularda yüksek hızla devam etmekte. 

Bir işletme batmışsa birimler, amirler, çalışanlar ayrı ayrı eleştirilmez, işletme içerisindeki tüm dinamikler başarısızdır.  Bir timde bir kişi hata yaparsa tüm tim yok olur. Ülkemiz futbolunu  bir tim olarak ele alırsak, tim mensuplarını federasyon, futbolcular, hakemler, teknik ekipler, yöneticiler, yorumcular ve taraftarlar olarak düşünürsek geçmişimize baktığımızda hangi tim görevlisi hata yapmıştır da  bu tim imha olmuştur desek sanırım sorunun soruş şeklini değiştirmemiz gerekir, “Hangi futbol dinamikleri  hata yapmamıştır” ne yazık ki el birliği ile ülke futbolumuz bu hale geldi.

Süper Lig'de zirve dörtlüsü her hafta yer değiştirse de aralarındaki puan farkları açılmamakta, makas büyümemektedir. Beşiktaş Konya deplasmanında aldığı beraberlik ile Bayern Münih ile oynayacağı tarihi büyük maçın hazırlıklarına başladı, zihinler böylesi önemli maçta iken süper lige konsantrasyon Beşiktaş için son ana kadar zor olacaktı, oldu, olmaya devam ediyor. Konya’da kötü bir hakem yönetimi izledik ama tek taraflı değildi, birçok hata yapıldı ama bunun yanında Beşiktaş takımı da çok net goller kaçırdı, belki gol pozisyonlarını değerlendirseler farklı kazanacakları bir maçtan beraberlikle ayrılmaları kendi açılarından iki puan kayıp gibi görünse de oyunun son bölümünde Konyaspor üç puanı da alabilirdi. Hakemlerimiz belli, yönetim kaliteleri belli, her maçtan sonra hakem konuşmamız ve topu hakeme atma alışkanlığımızın değişmesi şart. Konya ve Beşiktaş cephesinden hakeme veryansın açıklamalar geldi, şunu unutmamalıyız ki art niyet olmadığı sürece hakemlerinde formsuz oldukları maçlar olacaktır, oldu, olmaya da devam edecek  bu da ihtimal dahilindedir unutmayalım. Beşiktaş, Bayern maçına yüksek konsantrasyon ile hazırlanacaktır, neticeyi belirleyen etken topa ne kadar sahip kalabileceği, pas alışveriş kalitesi ve oyunun ikinci ve üçüncü bölgesine ne kadar top taşıyabileceği ile orantılı olacaktır. Bu seviye de oyun temposu yüksek, bölgesel geçişler çok daha hızlı, fizik mücadele üst seviyede olmak durumunda ve tabi ki bunların neticesinde oyunun 90 dakika ve hatta 180 dakika olduğunu unutmamak gerekmektedir. Bu seviye maçlarda oyunu tutmak adına oynadığınız bölümlerde konsantrasyonun en üst seviyede olması şart, bu noktalarda bir hata bir çok hatanın peşi sıra gelmesini tetiklemektedir bu da oyunu kaybetmenize sebep olur.

Fenerbahçe taktik zaferle çıktığı Başakşehir maçından sonra kendi sahasında Alanya’yı rahat geçer tahminlerini boşa çıkarmaya çalışırcasına kötü başladığı maçta Volkan'ın rahatsızlanması nedeniyle Kameni'nin oynaması Aykut KOCAMAN’a nefes aldırdı. İlk 25 dakikalık bölümde Alanya maçı kolay bırakmayacak görüntüsü verdi fakat peş peşe yediği iki gol ile oyunun dışında kaldı. Fenerbahçe için derbi hazırlıkları başladı. Beşiktaş ile yapacağı maç yarı şampiyonluk maçı öneminde kaybederse Beşiktaş’ı şampiyonluk potasına dahil edecek. Kazanırsa şampiyonluk yarışından uzaklaştıracak. Fenerbahçe’de değişen taktik anlayışlar var, ön üçlüsü daha hücumcu oyunculardan kurulmaya başladı, Aatıf ilk 11'de yer bulmaya başladı fakat oyunun defansif yönünde daha çok fayda sağlamakta. Bu oyun anlayışı hücum gücü yüksek oyunculara defansif çalışma şartı istemekte. Valbuena, Giuliano, Aatıf ve önlerinde Fernandao etkili bir hücum hattı oluşturdu ancak orta ikili Mehmet ve Souza yani çift ön libero değil de Mehmet EKİCİ değişikliği ile çok daha baskılı ve gol pozisyonu üreten yaratıcı bir Fenerbahçe izlenebilir. Son maça kadar Aykut KOCAMAN’dan istenen de zaten buydu. Daha hücum gücü yüksek oyuncular ile sahaya çıkması. Ne yazık ki bu kadronun kurulabilmesi için sezonun üçte birinin geçmesi gerekti.

Galatasaray  Kasımpaşa mağlubiyeti ile hayal kırıklığı yarattı, beklenmedik bir puan kaybı ligin zirvede süren rekabet seviyesini iyice kızıştırdı bu da lige yeniden heyecan getiriyor, zirvedeki dörtlüden her hafta biri veya ikisi puan kaybediyor. Bir sonraki hafta diğer ikisi puan kaybediyor bu da zirvede makasın açılmamasını sağlıyor. Dolayısı ile her hafta zirvede heyecan daha da büyüyor.

Gomis bayıldığı anda oyundan çıkarılıp hastaneye götürülmeliydi ve hatta daha da ileri gidiyorum bence Gomis futbolu bırakmalı. Önce insan sağlığı ve önce can sonra canan demek istiyorum, Gomis’in tıpta bile ne olduğu anlaşılamayan bu hastalığı ile inatlaşmaması gerekir. Fatih TERİM’in oyuncuyu oyunda tutması hataydı. Kulüp doktorunun oynamasına izin vermesi hataydı. Tek sevindirici tarafı Gomis’in sağlıklı bir şekilde maçı bitirmesiydi. Galatasaray’ın futbolu keyif vermedi. Coşku ve istek vardı ama ataklarda olgunluk ve final pasları, şutları istenilen düzeyde değildi, bölgesel geçişlerde kompakt bir oyun yoktu. Rakip atakların özellikle ikinci yarı hemen hemen hepsi Galatasaray kalesinde son buldu ve oyunun son bölümünde bulduğu gol ile Kasımpaşa üç puan ile maçı tamamlamayı başardı ki golden sonraki bölümde de Galatasaray kendi oyun kimliğinden uzaktı. Bu oyun Galatasaray’ı şampiyonluktan uzaklaştırır.

Başakşehir zorlu Trabzonspor deplasmanından üç puan çıkarmayı bildi. Fenerbahçe maçında oynamayan Epureanu, Emre, Mossoro bu maçta sahadaydı ve özellikle omurgasını oluşturdukları takımın bütün atak başlangıçları bu üçlü üzerinden gerçekleşti. Özellikle Başakşehir golünde inanılmaz bir saha içi dağılımı söz konusu çalışılmış bir atak organizasyonu neticesinde golü buldular. Özellikle atak başlangıcı sol bek üzerinden ve orta sahayı geçerek gerçekleşen bu organizasyonda final öncesi Arda‘nın oyunu kanada açması ve Visca’nın güzel ortasına Adebayor güzel bir kafa vuruşu ile golü bulduğu bu organizasyon tamamen basketbol da ekstra pas ve doğru atış diye tabir edilen görseli bize sundu. Rıza ÇALIMBAY bir hafta öncesinden Aykut KOCAMAN’dan kaptığı taktik ile önde baskı ile başladığı oyunda yapamaıdığı şey kompakt pres yani takım halinde presden ziyade bireysel presler ile golü bulmaya çalıştı. Pozisyonlar buldu, özellikle Sosa ve Burak skoru lehine çevirecek gol pozisyonlarına girdi ama son vuruşlar eksikti. Başakşehir defansı arkasına atılan her top tehlikeliydi, Epureanu çok adam kaçırdı, Başakşehir oyun olarak başarılıydı fakat maçı 3-1 de kaybedebilirdi. Trabzonspor ‘da özgüven eksikliği var, kendi sahasında oyunun ve topun %100 hakimi olması gerekir, Abdulkadir ve Yusuf topsuz oyunda hiç yok, oyunun mücadele kısmında görünmüyorlar, sorumluluk almaları gereken zaman dilimlerinde hiç sahneye çıkmadılar, Sosa inanılmaz istekli ve özverili oynadı, oyuncu kalitesi oyun kalitesi ile daha da yükseldiğinden kaliteli oyuncuları olduğu halde Trabzonspor henüz takım olamadığı görülmekte, Rıza ÇALIMBAY’ın Burak ısrarı sonuç vermedi, Rodallega daha fazla süre alabilirdi.

Sür direkt bir takım olmadığından zirvede çekişme devam ediyor. Ligin sonuna kadar süreceğe benziyor. Beşiktaş Avrupa serüveninden lige döndüğü an favoridir, ikinci şampiyonluk adayı Başakşehir’dir. Ligin finalini bu iki takım oynar düşüncesindeyim. Fenerbahçe ve Galatasaray yarışın içinde kalacaktır ama diğer takımların şansı daha yüksek görünüyor, Beşiktaş oyuncu kalitesi ile Başakşehir oyun kalitesi ile önde. Beşiktaş son iki sezonun şampiyonu ve doymuşluk var. Şampiyonlar ligine daha çok önem verdiler bu da lige konsantrasyonda problem oluşturdu dolayısı ile puan kayıpları yaşadı bunun dışında yine ligin favorisi ama başkanı ve teknik ekibi ile veryansın yapıyorlar. Buna gerek olmadığını bunların kendilerini sıradanlaştırdığını, özel ve ayrı bir statüye koymadığını bilmeleri gerekiyor.


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.