5 Şubat 1937 genç cumhuriyetimizin yapılanmasında oldukça önemli tarihlerden biridir. Çünkü bu tarihte, devletin temel ilkelerinden birinin laiklik olacağı anayasaya konulmuştur.

Lâiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, din ve vicdan hürriyetinin devlet tarafından güvence altına alınmasıdır. Amaç adli düzenden, eğitim sistemine toplumu din adamlarının etkisinden kurtarmaktır.

Her toplumsal değişim gibi laiklik de bu toplumun gündemine akşamdan sabaha gelmemiştir. Daha Padişah Abdülmecit döneminde gerçekleştirilen kimi yasal düzenlemelerin din dışılığa dönük olduğunu söyleyebiliriz. Mısır Prensi Mustafa Fazıl’ın o dönemde ileri sürdüğü; “Din(…) ruhun üzerinde egemendir ve bizlere öbür dünyanın sağlayacağı yararları sunmayı vaat eder. Fakat ulusun yasalarını belirleyen ve sınırlayan din değildir. Eğer din ebedi doğrular aleminden çıkarsa, başka bir deyişle, dünyevi işlere de karışırsa herkesi olduğu gibi kendisini de mahveder.” Görüşü oldukça anlamlıdır.

Osmanlı’da laikleşme savaşının öncüsü Abdullah Cevdet’tir. İçtihat dergisinde açıkça din adamlarının siyasete karışmamasını yazıyordu. Mustafa Kemal’i oldukça etkileyen bu dergide önerilen bir kısım yeniliği ifade etmekte yarar vardır:

Tekke ve zaviyelere baskı yapılması, medreselerin kapatılması, alfabenin Latin harflerine dönüştürülmesi, kadınların özgürleştirilmesi, çarşafın yasaklanması, takke ve başlıklar yerine batı tipi şapka getirilmesi. Kur’an ve geleneksel din kitaplarının Türkçeleştirilmesi…

Ziya Gökalp, şeyhülislamın yetkilerinin yalnızca dini konularla sınırlı kalmasını önerir.

Bir ülke ki Camiinde Türkçe ezan okunur
Köylü anlar mânâsını namazdaki duanın.
Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur’an okunur,
Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Huda’nın
Ey Türk oğlu, işte senin orasıdır vatanın!

1916’da şeyhülislam, bakanlar kurulundan çıkarılır ve bakanlığı küçük bir bölüme dönüştürülür. Daha sonra, dini mahkemelerdeki yetkisini kaybeder. Vakıfların yönetimi maliye bakanlığının denetimine geçer. Dini okullar da Mili Eğitim Bakanlığının emrine verilir.

Görüldüğü gibi Cumhuriyet’ten önce de laikleşme konusunda bir kısım adımlar atılmıştı. Cumhuriyet devrimi bunları hızlandırdı. Ancak bunda tam olarak başarıya ulaşılabildiğini söylemek zordur.

“Bizi yanlış yola sevk eden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir. Saf ve nezih halkımızı hep şeriat sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir... Hamdolsun hepimiz Müslüman’ız, hepimiz dindarız, artık bizim dinin icaplarını, dinin yasaklarını öğrenmek için şundan bundan derse ihtiyacımız yoktur...”

“İrtica fikirleri güdenler, muayyen bir sınıfa dayanacaklarını sanıyorlar. Bu katiyen bir vehimdir, zandır. Gelişme yolumuzun üstüne dikilmek isteyenleri ezip geçeceğiz.”

“Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.”

“Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler memleketi olamaz. Ölülerden yardım ummak medeni bir topluluk için lekedir.”

“Hangi şey akla, mantığa milletin menfaatine, İslamiyet’in menfaatine uygunsa hiç kimseye sormayın, o şey dindir. Eğer bizim dinimiz akla mantığa uygun olmasaydı mükemmel olmazdı, dinlerin sonuncusu olmazdı.”

Tüm bu sözlerden de anlaşılacağı gibi laiklik, ne dinsizlik, ne de dine karşı olmaktır.

Laiklik, dinin devlet işlerine karışması bir yana toplumsal yapıya müdahalesini, yön vermesini dahi istememektir.

Oysa bugün, bu ülkede din ve siyaset sarmaş dolaştır.

2018 yılında genel bütçeden Diyanet’e ayrılan 7 milyar 774 milyonluk ödenek 2019 taslak bütçesinde yaklaşık % 40 artışla 10 milyar 746 milyon liraya yükselmiştir. Bu bütçe Sanayii ve Teknoloji, Kültür ve Turizm, Çevre ve Şehircilik Bakanlıklarıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı gibi 4 yatırım bakanlığının bütçe toplamlarına eşitttir.

Siyasetçilerimizin her zamankinden daha çok, daha kolay ve fütursuzca nemalandığı en değerli hazine dindir.

Kimi siyasilerimiz, gerçekten bir din devleti istedikleri için her girişime bayraktarlık yaparken, kimileri de üç beş oy alırım hayaliyle dinin devleti kuşatma girişimleri karşısında üç maymunu oynamayı yeğlemektedirler.

Bilim yuvalarının en üst basamağında görevlendirilmiş kişiler bile, fikirlerini bilim yerine dinci, mezhepçi, hatta tarikatçı – cemaatçi referanslara dayandırarak açıklamakta çekinceleri yoktur.

Bütün bunların doğal sonucu olarak, ”laiklik” bugün ülkemizdeki toplumsal kavganın ve ayrışmanın ana nedeni haline gelmiştir. Bize göre, sorumluların şapkalarını önlerine koyup bu kavganın ve ayrışmanın hem din, hem devlet için doğuracağı sonuçları bir kez daha düşünmesinde yarar vardır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.