Burası yine Vodafone Arena

Türk futbolu nereye gidiyor?
Bir derbi daha korku filmlerini aratmadı, Beşiktaş – Fenerbahçe karşılaşıyor,  futbol yok, gerilim yüksek, korku filimi izler gibi maçı izliyoruz, kötü niyetli futbolcular, teknik ekipler, yöneticiler ve taraftar grupları pozisyonlarını almış, herkes futbol dışında neler yapılabileceğini çok iyi biliyor, uyguluyor ve akılları sıra yutturuyor.

Sizlerin şaklabanlıkları 3-5 bu sporu bilmeyeni tatmin eder. Unutmayın!
10 dakika maç uzatılıyor 45 dakikalık oyunun 30 dakikası oyun dışında geçmiş.
Alper sarı kartlısın, geliyorsun hiç alakan olmayan pozisyonda Tolgay‘a fırsat yaratıyorsun, tartışmayı ayırayım derken oyuncuyu itiyorsun ve ikinci sarı kırmızı kart oyundan atılıyorsun. Fenerbahçe eksik kalıyor sonra da üzülüyorsun, o zaman sen ne yaptığını bilmiyorsun!

Sen yılda 3 milyon Euro'yu neden kazanıyorsun, profesyonel futbolcu olduğun için, Fenerbahçe formasını neden giyiyorsun, büyük futbolcu olduğun için, hadi oradan, sen büyük değil küçük futbolcu bile olamazsın. Fenerbahçe forması ağırdır, tamam ama büyük takım oyuncusu olmak da kolay değildir. Bu kadar basit bir kart ile takımını eksik bırakamazsın, sen bu takımın futbolcusu değilsin. Gelelim Tolgay‘a sen milli takımından veya bu seviyede futbol oynadığın arkadaşına bu hileyi veya hangi futbolcu olursa olsun hakemi aldatmaya, rakibe kart göstermeye yönelik art niyetli aksiyon oyununu yapmamalısın,  bunu yaparak kırmızı görmesini sağlıyorsun, bu güzel bir davranış değil, bunu unutma, bu durum ile karşı karşıya kalabilirsin, kötü niyetin Türk futboluna zarar verir. Bu kafa yapısından kurtulursan yeteneklisin, farklı bir noktaya gelebilirsin ama bu kafa yapısında kalırsan sen de bir efsane değil yok olanlar kadrosunda yerini alırsın, Bir zamanların Burak YILMAZ’ına benzeyebilirsin.

 Dünya futbolu kötü niyeti desteklemiyor, prim vermiyor, bu nedenle fair-play var, bu nedenle önce insan, önce oyuncu sağlığı, önce adalet, önce dürüstlük, önce saygı ön planda tutulmaya çalışılıyor.

Futbolu güzelleştiren de çirkinleştiren de oyuncular.
Siz sahaya futbol oynamak için çıkmışsanız ve konsantrasyonunuz bu yönde ise spor ahlakı dışında hiçbir aksiyonun içerisinde olmamanız gerekir.
Queresma için söylenecek hiçbir şey yok, mahallenin agresif çocuğu, ne yaptığını bilmiyor, itici, oyun dışı her türlü hareketi var, Queresma’yı bu konuma getiren de Türk hakemleridir. Türk yöneticilerdir. Türk teknik direktörlerdir. Oyundan alındığında teknik direktörüne saygısızlık yaptığında bizim yorumcularımız 'Şenol hoca bunları güzel idare ediyor' diye geçiştirdiğinde şampiyonluk için bu tarz oyunculara yüksek krediler tanımlandığında her şey iyi ama bu oyuncular size pahalıya patlayan aksiyonlar içerisine girdiğinde de yine arkasında durun o zaman. Türk futbolunda olmaması gereken bir karekterdir, Kırmızı gördüğü pozisyonda Souza’nın ensesinden tutarak konuşuyor, bu harekete sarı kart verebilen Türk hakemleri olsaydı bu oyuncu bu noktaya gelmezdi, Teknik direktörüne saygısızlık yapan oyuncunun kulübü ile ilişkisi kesilebilseydi, kontratına bu maddeler konmuş olsaydı. Türk futbolu bu noktalarda kalmazdı. Bir maç önce Valbuena‘ya yaptığı harekette kırmızı kart gösterilebilseydi, bu maç bu rezillikleri izlemeyecektik.

Quaresma için söylediklerimin aynısını Volkan için de söylüyorum, Fenerbahçe’de yönetici olsam dün soyunma odasında sözleşmesini fesih eder, hayırlı işler dilerdim. Fenerbahçe ile bağını koparır kaleye de genç takım kalecisini geçirir, tarihe şu mesajı verirdim, Fenerbahçe forması kıymetlidir, değerini bilmeyenin faturası ağır olur. Şampiyonluklar kazanılır ama değerler kaybedildiğinde onarılması zor dur.

Fırat Aydınus ve Cüneyt Çakır sınıfta kaldı,  ikisi de yönetmeyi değil de idare etmeyi tercih etti. 
Türk futbolu idare ediciler tarafından idare edilerek gelebileceği seviye budur.
Şenol GÜNEŞ ve Aykut KOCAMAN ikisinin de teknik direktör olduğunu inanmıyorum.
Teknik Direktör maçtan sonra veya önce basın toplantısına katılabilir, bunun nedeni kamuoyunu, taraftarlarını, oyunun teknik ve taktik yönleri ile ilgili “kendi sorumluluk alanı” bilgilendirmek oyunun akışı ile ilgili özet bilgi vermektir.
Bizimkiler ne yapıyor?
Hakeme salla.
Rakip takım oyuncusuna salla.
Basına salla.
Taraftara salla.
Federasyona, MHK, Tahkim ne varsa salla.
Aklınızı başınıza alın, bu ülkede futboldan anlamayan olduğu kadar anlayan da var unutmayın, burası Dingo’nun ahırı değil, siz her maç her yere laf yetiştirmek için para almıyorsunuz, bu takımları maçlara iyi hazırlamak, doğru yönetmek, takımların oynadığı oyunu geliştirip, takımın ve kulübün değerini yükseltmek için görev yapıyorsunuz. 
Teknik Direktörler “görev alanınız içinde kalın” sahada kalın.
Saha dışı yazışmalar, ihtarlar, cezalar, verilen kararlardaki doğru bulunmayan konular ile ilgi kulüpte ilgili çalışanlar var, bu konuların da ilgili federasyon kurumları var, bu yazışmalar yapılır, bu görüşmeler gerçekleştirilir, bunlar kulübün farklı departmanlarının işi.

Teknik Direktörler siz işinize bakın, işiniz dışı işlere karışmayın, ortalığı karıştırmayın, aba altında sopalar göstererek Türk futbolunda başarı yakalamaya çalışmayın, siz stand up’çı değilsiniz, siz siyasetçi değilsiniz, siz yönetici değilsiniz, siz futbolun teknik, taktik dışındaki alanlarına girme hakkını kendinizde nerden buluyorsunuz.

Avrupa’da bir maç izlediğimizde, teknik direktör maç sonunda 2 dakika maçın analizini yapıyor, hop Allah'a ısmarladık, güle güle, bana müsaade, diyor.
Bizimkiler acaba bu işleri seviyor mu? Veya bu işlerden hedef şaşırtıp kendi koltuklarını sağlama mı alıyor? Veya bu işlerle durumu yönetip önden bir sonraki maçın önlemlerini mi alıyorlar? 
Bu zihniyetler ile şampiyonluğa giden takımlar büyük takım değildir, bu zihniyetteki teknik direktörler de kaliteli teknik direktör değildir, bu yüzden Avrupa futbolunun üst seviye liglerinde takımlarında değil alt seviyelerinde bile görev yapan teknik direktörümüz yok, içerde kendi kendimizi iyi yiyoruz, parçalıyoruz, aslan kesiliyoruz, dışarı çıktığımızda da kediye çevirip postalıyorlar.
Türk futbolunun zihniyet reformuna ihtiyacı var, mevcut zihniyet ile beslenen kurumlar, kişiler var, bu zihniyetin değişimine entegre olamayacaklarından yeniliklere ve gelişimlere müsaade etmiyorlar.

Futbol takımlarımıza soyunma odasında Çanakkale, Kıbrıs harekatı vatan millet sakarya konuları ile gaz vererek oynatma anlayışları bitmeli, taktiklerin üst seviyede olduğu, bunları uygulayan, bilen hocaların yetiştirildiği bir lige ihtiyacımız var. Avrupa’ya gönderdiğimiz ikinci teknik direktör Fatih TERİM, onun hakkında Pirlo kitabında 'soyunma odasında bağırıp çağıran, taktik bir bilgi veremeyen bir hocaydı' diyor. 
Yazık durumumuza, ligimizin kalitesine, bu kaliteden nemalanan kurum ve kişilere, yazıklar olsun ligimizi, spor kültürümüzü bu seviyelere düşürenlere.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.