Konu çok hassas ve siyaset üstü olduğu için yazıyı tane tane ve aşama aşama yazıyorum.

Fatih Portakal, Fransa’da devletin ekonomi politikaları ve koyduğu yüksek vergilere tepki olarak yapılan protestoları ele alarak şunları söyledi: “Hadi bakalım BARIŞÇIL bir eylemle zamları, doğalgaz zamlarını protesto edelim. Hadi bakalım yapalım. Yapabilecek miyiz? Kaç kişi çıkacak korkudan endişeden sokağa? Kaç kişi çıkar sokağa Allah aşkına söyler misiniz? Bireysel ve toplumsal muhalefeti baskı altına almaya ve yıldırmaya çalışıyorlar…”

Bu cümlelerinden maksadı da aleni şekilde şu; ’Fransa’da adamlar Anayasal haklarını sonuna kadar kullanabiliyor. Peki bizim ülkemizde BARIŞÇIL niyetlerle vatandaşlar Anayasal hakları olan protesto ve gösteri yürüyüşü haklarını kullanabilirler mi? Korkuyu hakim kılan, muhalefeti baskı altında tutan bir iktidar sayesinde kimsecikler sokağa çıkmaz herkes korkuyor diyor. Yani bırakın sokak çağrısı yapmayı, bu durumdam korkan iktidarın yüreğine su serperek, kimsecikler sokağa çıkmaz merak etmeyin diyor.’

Portakal, Türkiye’de bir kanalın, bakın buranın altını önemle çiziyorum, sadece ama sadece bir(1) kanalın ana haberlerini sunan bir gazeteci. Geri kalan onlarca belki yüzlerce kanal ana haberlerinde iktidarı yere göğe sığdıramayan ve her yaptığını yanlış dahi olsa doğru kabul eden, gazeteciden çok parti sözcülüğü yapan ana haber spikerleri ile dolu. Yani Portakal mesleğini hakkıyla yapan türünün nadir örneklerinden biri.

Ama gelin görün ki bir sese, yanlış okumuyorsunuz sadece ama sadece bir(1) muhalif sese dahi tahammülü yok iktidarın! Portakal’ın bu cümlelerinden “rahatsız” olan (Rahatsız olmadığına, tam tersi eline iktidarının kaynağı olan kutuplaştırmayı pekiştirecek, oylarını konsolide edecek malzeme geçtiği için sevindiğini düşünüyorum) Erdoğan ise Portakal’a cevaben “Bir tanesi çıkmış sokağa davet ediyor ahlaksıza bak. Sen ne yapıyorsun, burası Paris mi? Gezi olaylarında, 15 Temmuz’da zaten herkes dersini aldı. Bu tür olaylara girişenler bunun bedelini ağır öderler” diyor.

Portakal da buna cevaben geçen günlerde ‘Gezi’ye katılan on binlerin başı kesilmeli’ diyen bir iktidar yandaşını da hatırlatarak “Başları kesilmelidir diyene de bir iki laf edilseydi keşke. Her şey bir tarafa edepsiz ve ahlaksız demeseydi iyiydi” dedi.

Bir tarafı sokak çağrısı yapmadığı halde yaptı diyerek ahlaksız ilan et, diğer tarafı ise 'Gezicilerin başları kesilmeli' diyerek memleketi alenen iç savaşa teşvik ettiği halde görmezden gel. Bu adil ve vicdani bir duruş mu? Elbette hayır!

Yeter mi peki? Yetmez!

Kutuplaştırmanın derinleşmesi için bir tık daha öteye geçilmeli.

İşte bu sebeple de Erdoğan ertesi gün açıklamalarına devam etti ve gerilim hattını yukarılara çekerek bu sefer de Portakal üzerinden alakasız şekilde Kılıçdaroğlu’na “Edep fukarasının birisi çıkmış sokağa davet ediyor, ahlaksıza bak, yargı gereken cevabı verecektir. Burası Paris değil. Sen eğer Gezi olaylarında ki gibi bir şeyler yapmaya kalkarsan, o tv ekranında haddini bilmez birilerinin sokağa davet etmesiyle iş yapacağını zannediyorsan, bilesin ki bu millet 15 Temmuz’da Fetö’cülere ve uşaklarına meydanları nasıl dar ettiyse, yine dar ederiz. Bunu böyle bilesin. Sen 15 Temmuz’da tankların arasından kaçıp Bakırköy Belediyesi’ne gitmiş olabilirsin. Bu defa kaçmaya fırsat bile bulamazsın, onu bil.” diye seslendi.

Hukuk devleti olduğu ve erkler ayrılığı ilkesine göre yönetildiği iddia edilen memleketimde yürütmenin başı, Portakal ile ilgili soruşturma başlatılması için meydanlardan yargıya talimat veriyor. Bundan daha kötüsü ise böyle bir hukuksuzluğun sıradanlaşması ve kimselerin buna ses çıkarmaması. Kötülüğün sıradanlaşması diyorlar buna…

Bu da yetmiyor ve ardına kan donduran demeçler geliyor. İktidarın başındaki zat, ana muhalefet partisinin başındaki zatı ulu orta, alenen, ucu açık şekilde ve buradan dile getiremeyeceğim anlamları kastederek tehdit ediyor.

Bir memlekette en aklı selim ve en vakur olması gereken, bin düşünüp bir söylemesi iktiza eden kişi söyledikleri ile bu memlekette kirli emelleri olan insanların ekmeğine yağ sürüyor. Adeta korkunç bir senaryoyu kendisi yazıyor. “Yüzde elliyi zor tutuyorum haa” derken ki akıl tutulmasını dahada ileri taşıyarak ‘Muhalefet sokağa çıkarsa ben de diğer kesimi sokağa çağırırım'a getiriyor.

Ya hu diyelim ki birileri protesto gösterileri yapıyor -ki bu insanların anayasal hakları- ama diyelim ki hukukun sınırlarını aşarak vandallık yaptılar ve art niyetliler. E bu durumda devreye girmesi gereken ülkenin kolluk kuvvetleri olan polis vs değil mi? Vatandaşlar ne alaka?

Memleketi iç savaşa sürüklemek değildir de nedir bu? Allah sizin gönlünüze azıcık vicdan, merhamet ve vatan sevgisi nasip eylesin. Ne diyebilirim ki başka?

Ülkem adına bu tabloya üzülüyorum. Erdoğan bu çok ama çok tehlikeli siyaseti iki sebepten ötürü yapıyor olabilir. Ya kendisini iktidarda tutan kutuplaşmayı derinleştirmek istiyor ya da asabiyetinden kaynaklı lakin son derece fevri, sorumsuzca ve ucunun nerelere varacağını düşünmeden bu sözleri sarfediyor ki her iki durumda fecaat ve her iki halde de kazanan, tatmin olan sadece Erdoğan ama kaybeden memleketim insanları.

Buradan tüm muhalif zümrelere sesleniyorum! Sakin olun!

Elinizde en haklı sebepleriniz dahi olsa şu zaman zarfında sokağa çıkmayın! Çünkü anlıyoruz ki kötüler bunu istiyor, bunu planlıyor. Bunu yaparak provokatif karşı eylemlerle, manipülatif haberlerle iç savaşa ortam hazırlamak istiyorlar.

Aktif sabırla, demokrasi ve hukukun sınırları içerisinde kalarak mücadele edelim, iktidarın hatalarını, günahlarını ve suçlarını iktidara gönül veren yurttaşlara anlatalım, gösterelim. Bununla da yetinmeyelim ve acziyet içerisinde olup söylemleri ve hareketleri ile iktidarın değirmenine su taşımaktan başka bir şey yapmayan muhalefet partilerine de itirazlarımızı dile getirelim. Gerekirse alternatif hareketler çıkaralım veya yönelelim. İnanın bunları yaparsak çalıp çırpmayla dahi sandıkta neticeleri değiştiremeyecekleri bir demokrasi zaferi kazanırız. Ve iktidar sempatizanı kardeşlerim, sizler de Erdoğan’ın bu açıklamalarına kulak asmayın.

Bu memleket Dindarından Sekülerine; Sünnisinden Alevisine; Türkünden Kürtüne, Çerkesine; Ağrı Dağından Egesine hepimizin. Sakın ola ki kardeşi kardeşe kırdıracak senaryolara prim vermeyin. Unutmayın ki iktidar sempatizanından muhalifine atalarımız Çanakkale’de yana yana yatıyor ve bizlere de torunları olarak ancak ve ancak kol kola yürümek yakışır.

Merak etmeyin bu günler de geçecek. Biz yeter ki onların kirli oyunlarına alet olmayalım ve kardeşlik, yurttaşlık hukukumuza halel getirmeyelim. Bizim birlikteliğimiz onların bölücülüğünü yok edecek.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.