İnsanları, kadın–erkek diye sınıflandırmanın bütüncül bir yaklaşıma ters olduğunu, pek çok problemin cinsiyet farkından ziyade toplumsal düşünce yapımızdan kaynaklandığını düşünürüm. Dolayısıyla yaşamın bir bütün olarak algılanması gerektiğini ve bu nedenle iş yaşamı–özel yaşam şeklinde bir ayrımın çok gerekli olmadığını düşünsem de bu yazımda iş yaşamında sadece kadınların problemlerinden bahsedeceğim. Kısacası, yaşamın tamamına ait ve hepimizin ortak problemleri olduğunu düşünmediğim anlaşılmasın isterim.

Kadın erkek ayrımını doğru bulmuyorum çünkü insankızını da insanoğlunu da aynı toplum yetiştiriyor, kalıpları ve tabuları aynı toplum zihniyeti aşılıyor. Cinsiyetçi toplumsal değerler problemi tüm toplumların problemi olarak yaşanıyor. Bütün olarak ele alınmazsa çözüm olanaksız gibi görünüyor. Kadın ya da erkek olmaktan ziyade “insan” olmak zor zanaat. Maalesef eşinin ev işlerine yardım etmediğinden yakınan bir kadın, kendisi de erkek evlat yetiştirirken aynı davranış kalıplarını uygulayabiliyor. Kadın–erkek ayrımında olduğu gibi pek çok eşitsizliğin düzeltilebilmesi için toplumun tamamının düşünce yapısının revize edilmesi gerekiyor.

İş ve özel yaşam ayrımını da doğru bulmuyorum çünkü insanlar yaşadıkları olumlu ya da olumsuz olayları mutlaka birbirine yansıtıyor. Bir fanus içerisinde birbirinden etkilenmeyen iş yaşamı ve özel yaşam diye bir olgu olamayacağını düşünüyorum. Sorun yaşayan bir çalışanın maskesini takarak işe gelmesi, tamamen sorunsuz, sosyal ilişkilerinde başarılı, her zamanki üretkenliğinde çalışması söz konusu olamaz. Bu şekilde düşündüğümüzde yaşam bir bütündür.

Çalışma yaşamı, bir yandan kadının üretkenliğini, toplumsal saygınlığını, özgüvenini artırırken ve daha da önemlisi, ekonomik özgürlüğünü sağlarken, geleneksel değerlere dayalı tutumların sürdürülmesi de kadın için çeşitli sorunları beraberinde getiriyor.

İş hayatında asıl zorluğu meslek sahibi olsun ya da olmasın toplumun kadına bakış açısını kabullenen, geleneksel aile yapısının gereği olarak aile içi beklentilerle iş yaşamının beklentileri arasında ikilem yaşayan çalışan kadınlar yaşıyor. Bu grup, genelde evlenmeden ve çocuk doğurmadan iş yaşamına katılan ve daha sonra iş yaşamından çekilen kadınlardan oluşuyor. Söz konusu grubun yapısı bile kadınların gerek iş yaşamında gerekse iş-aile yaşamı dengesini kurmakta bazı sorunlar yaşadıklarının önemli bir göstergesi.

İş yaşamında yaşanan sorunları sadece kadınların yaşadığı sorunlara indirgeyecek olursak;

  • Pek çok iş ilanında “erkek” çalışan aranmasıyla daha ilk aşamada bir ayrımcılığın var olması
  • İşe alım mülakatlarında kadın adaylara önce özür dileyerek evli değilse evlenmeyi düşünüp düşünmediğinin, çocuk sahibi değilse de yakın zamanda böyle bir planının olup olmadığının sorulması
  • Herhangi bir kriz döneminde üst yönetimce personel azaltılmasına karar verildiği durumlarda eşiyle aynı işyerinde çalışan kadınların, performansa bakılmaksızın sırf kadın olması nedeniyle işten çıkarılacak personel olarak tercih edilmesi
  • İşe alım mülakatlarında zaman zaman kadın adayların, ailesinin geliri veya kirada oturmasının dahi işe alınıp alınmaması yönünde bir kriter olması
  • Kadınların pek çok iş kolunda çalışmasının neredeyse imkansız olması. Mesleklerin erkeksi (erkek işi) ve kadınsı (kadın işi) olarak ayrılması
  • Kadınların duygusal olmaları bahanesiyle yönetme becerisinden yoksun görülmeleri ve tepe pozisyonlardan daha çok kurmay pozisyonlarda çalışması
  • Çocuk büyütme ve aile sorumluluklarının istihdama ara verilmesine yol açması bunun da kadınların kariyerinde ciddi bir sorun oluşturması
  • Tepe yönetim tarafından kadın çalışanlara keyfi olarak uygulanan ve “cam tavan” olarak adlandırılan açıkça görülmeyen ancak aşılamayan engellerin varlığı
  • İşyerinde tacize uğrayan kadınların varlığı ve bunu açıklamanın işten çıkarılma gerekçesi sayılması
  • Süt ve doğum izni gibi İş Kanunu’nda tanımlanan hakların uygulanmadığı iş yerlerinin varlığı ya da var olan işyerlerinde kanundan kaynaklanan söz konusu hakkın kullanılmasının yöneticiler tarafından daha sonraki dönem için olumsuz olarak algılanıp değerlendirilmesi
  • Çoğu işyerinde emzirme odası, kreş gibi olanakların bulunmayışı
  • Özellikle bazı sektörlerde hamile olduğu öğrenilen kadınların, tazminatı verilerek işten çıkarılması (Bu devirde tazminat alarak işten ayrılma lüks olarak da görülebilir)
  • Doğum izni sonrası işe dönen ancak emzirme izni kullanmak bir yana sütünü sağamadığından sütü kesilen kadınların oluşu
  • Hamile kadınların sağlık açısından çalıştırılamayacakları alanlarda iş yoğunluğu, çalışan yetersizliği gibi nedenlerle çalıştırılabilmesi
  • Bazı çalışan kadınların da kendilerine uygulanan pozitif ayrımcılığı gönüllü kabullenebildiği durumların oluşu
  • Bazı kadın yöneticilerin kıskançlık gibi subjektif nedenlerle kadın çalışanlarına negatif ayrımcılık yapması, dolayısıyla kadın çalışanların pek çoğunun erkek yöneticiyle çalışma isteği.

Kadınların çalışma yaşamında karşılaştığı problemlerin bazıları yukarıda sayılanlar ama bütüne bakacak olursak temel sorun toplumun kadına yüklediği anlamda yatıyor. Kadın önce evinin kadını, iyi bir eş ve anne olmak zorunda. Çalışan kadına “hayat müşterek” anlayışıyla ev işleri ve çocuk bakımında destek olma düşüncesi erkeklerde henüz yerleşemedi. Kadın her ne kadar yoğunluk yaşarsa yaşasın tüm işleri eksiksiz ve tek başına tamamlamak zorunda.

DOĞUM SONRASI İŞE DÖNME KARARININ ALINMASI

Bir de kadınların kendilerine koyduğu engeller var. Örneğin; kadınların toplumda kendi cinsiyet rollerine dair tutumları, negatif önyargıları kabullenmeleri başka bir ifade ile iş-aile çatışmasıyla, suçluluk duygusuyla başa çıkamamaları, ne istediğini tam olarak bilememeleri, kariyer hedeflerinin olamaması gibi sorunların olması. Problemin çözümü için kadınların da bu gibi sorunları önce kendilerinin aşabilmesi gerekiyor.

Doğum sonrası işe dönüp dönmeme kararının verilmesi de kadın için çok yorucu bir süreç. Bir yanda maddi kaygılar, evde tükenmeme ve tecrübelerini boşa harcamama, kariyerine devam etme isteği diğer yanda sağlıklı gelişim için çocuğunuza üç yaşına kadar siz bakın çağrısı yapan uzmanlar, iş yaşamını ve çocuk yetiştirmeyi birlikte yürütememe korkusu, baskıcı eşler, annenin –kadının yeri evi– çocuklarının yanı şeklinde kısaltılabilecek toplumsal baskı.

Kendimden ve yakın çevremden de biliyorum ki söz konusu tamam mı, devam mı, ara mı kararının verilmesi gerçekten çok sancılı bir süreç. Kaldı ki karar vermeniz de bazen yetmeyebiliyor. Sizi anne olduğunuz için sorunlu çalışan sıfatına koyan işverenler de mevcut.

Halbuki kadınların güçlü önsezileri, sorumluluk duyguları, birçok işi bir arada yapabilmeleri, deyim yerindeyse “atom karınca” olabilmeleri, kolay iletişim kurabilmeleri ve sabırları iş yaşamında büyük avantaj olarak yer alıyor. İşverenlerin rekabet üstünlüğü sağlamak için bu avantajı sonuna kadar kullanmamaları ise çok enteresan.

İşverenler rekabetin bu denli kızıştığı günümüz ekonomisinde rekabet üstünlüğü sağlamak için gerekli olan çeşitli yeteneklere sahip olan çalışanları cinsiyet farkı gözetmeden çalıştırmalı, geliştirmeli ve yükseltmeli. Kadınların kariyer amaçları kendisininkine paralel olan bir eşe sahip olmalarının veya meslektaşlarıyla evli olmalarının kariyer yaşamlarına olumlu katkı yaptığını düşünürsek empati kurmanın da sorunun çözümüne katkı sağlayacağı söylenebilir.

Her sorunun çözümünde olduğu gibi kadınların iş yaşamında karşılaştığı problemlerin çözümünde de “eğitim” var. Sosyal değerleri değiştirmek kolay değil. Kadın için “pozitif ayırımcılık” kavramının, öncelikle kız çocukların eğitimi, kadınların karar mekanizmalarına erkeklerle birlikte eşit katılımı gibi konularda uygulanmasıyla toplumsal yaklaşımlarda en azından orta vadede kadınlar lehine değişim görülebilir. Son yıllarda kamu ve özel sektör tarafından yürütülen, kız çocukların eğitilmesini teşvik eden proje ve kampanyaların da uzun vadede kadınların kariyer yaşamlarına ve işgücünün toplam verimliliğine olumlu etki edeceği ortadadır.

Kadınların toplumda arzulanan yere gelebilmeleri için kendilerinin, işverenlerin ve toplumun kadına bakış açısının değiştirilmesi gerekiyor. Sosyal ve ekonomik kalkınmanın en büyük şartlarından biri de Atatürk Türkiye'sinde kadınların iş yaşamına katılımlarının artmasıdır. Kadınlarımızın ulusal kurtuluşumuzdaki rollerini unutmayalım. Bu anlamda kadınlara mesleki eğitim veren, iş edindiren kurs ve programların nitelikli işgücü oluşturulmasında ve kadın istihdamının arttırılmasında önemi büyük.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.