Bir soruyla başlayalım; İktidarın araçsallaştırmadığı toplumsal bir olgu söz konusu olabilir mi? Ya da şöyle soralım; iktidar sahiplerinin mevcut konumlarını sürdürmek adına işlemeyecekleri “günah” var mıdır? İktidara bu kadar “önem” atfetmemiz elbet bizim şahsi görüşümüzle ilgili bir konu değil. Tarih boyunca çıkan onca savaş, yitip giden milyonlarca insan, kan gölüne dönen coğrafyalar ve isimsiz mezarlarda gizlidir o önem. 

Elias Canetti bir yerde şöyle der: “Tanrı en büyük iktidardır ve bileğine güvenen onun peygamberi olur” Din ile iktidar arasındaki ilişkiyi düşünmek ve sorgulamak adına akıldan çıkarılmaması gereken bir sözdür bu. Öte yandan iktidar bir defa kutsala, Tanrıya bağlanınca diğer bir ifadeyle muktedirler güçlerinin kaynağını Tanrı ile açıklayınca bu ilişkiye dahil olan herkes mevcut iktidar biçiminden payını almak ister. Konu bu bağlamda oldukça sancılı, sorunlu ve karmaşıktır. 

Mesele iktidar ve din ilişkisi olunca İslam dinini bu tartışmanın dışında tutamayız elbette. Dahası kimi yazarlara göre İslam dini, iktidar ilişkilerini bünyesinde en diri ve canlı bir şekilde saklı tutan bir inançtır. Özellikle Medine dönemi ile dinin iktidarlaştığı ve dolayısıyla bağlılarına güç ve egemenlik vaat ettiği belirtilir. Bunlar bir yanıyla teolojik diğer yanıyla politik tartışmalar elbet. Lakin tartışılmayacak bir konu varsa o da şudur ki; İslam tarihi iktidar kavgaları ile matuf bir tarihtir. Bu kavgada ölenlerin sayısı ise çoktan yüzbinleri geçmiştir.

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan için kullanılan “Erdoğan’a itaat etmek her Müslüman için farzdır” ifadesi kanaatimce bu tarihin bir sonucu olarak vuku bulmuştur. Zira günün en büyük iktidarı Erdoğan’dır. Dahası Erdoğan’ın iktidar gücü din ile konsolide edilmiş bir güçtür ve herkes bunun farkındadır. O vakit geçerli olan iktidar gücünden payını almak isteyenler doğrudan ya da dolaylı olarak bu “gerçeği” teslim etmelidir. Fakat şu var ki, bu gerçeğin teslim edileceği yer, zaman ve mekan önemlidir. Aksi takdirde Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olabilirsiniz. Nitekim Rektör Bey’in istifası bu durumun doğal bir sonucudur.

Bilindiği üzere daha Emevilerden itibaren devlet başkanları, “Allah’ın Halifesi” sonrasında da “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” olarak tanıtmışlardır kendilerini. Üstelik bu durum iktidarın çeperindeki din adamlarınca da onaylanmış ve hatta konu büyük bir özenle teorize edilmiştir. Ayrıca bu meseleye dair ciltlerce kitap yazılmış ve büyük bir yazın külliyatı oluşturulmuştur. Öyle ki insanların önce Allah’a sonra Peygambere sonra da onun halifelerine ve elbet onları takip eden devlet başkanlarına itaat etmeleri üzerinde onca kanıt sunulmuş, onca dini dayanak öne sürülmüştür. Dediğimiz gibi konu oldukça sancılı ve bir o kadar da uzun. Onun için konuyu burada ayrıntılı olarak tartışmayacağız. Yalnız şu soruyu da sormadan geçmek istemiyorum: Referanslarını dini söyleme dayandıran hangi siyasetçi, devlet başkanı Allah’ın yolundan gitmediğini söyleyebilir ki? O vakit karşımızda baki olan bir iktidar alanı vardır; konu tartışmaya açık değildir.

“Peki devlet başkanı zalim olduğunda ona itaat etmek caiz midir hocam”!? İslam külliyatı bu konuda da hem lehte hem aleyhte cevaplar verebilecek zenginliğe sahip. Örneğin “İslami konularla ilgili yayın yapan bir internet sitesi” yukarıda sorduğumuz soruya şu cevabı vermiş: “Ehl-i sünnet âlimleri, zorlama ve baskı kullanarak zorla iktidara gelmiş olan devlet reislerine de, layık olup olmama durumuna bakmaksızın itaatı gerekli görmüşlerdir.” Niye böyle olur, neden zalim idareciye itaat edilir, bu sorular külliyatla geniş biçimde cevaplandırılmış. Biz bu noktada sadece şunu görüyoruz ve bu bizim için önemli: “Peygamberin yolundan gittiğini söyleyen kimseler de zalim olabiliyor ve hatta bu kimseler devlet başkanı olarak bile görev yapabiliyormuş. Ve şu da var ki, bu kimselerin zalim kimlikleri ortada olmasına rağmen, onları o görevde tutan ya da o görevi meşru kılanlar da ulemalardır. Bu gerçekte ayrıca önemlidir.  

Nihai olarak şu gerçeği tekrar etmekte fayda var: iktidar odaklı din yorumu hiyerarşik olarak devlet başkanından başlayarak iktidarı din adına paylaşan buradan kendine düşen geçer akçeyi isteyen çok parçalı, bütünlüklü iktidar alanları üretecektir. Bu üretim sürecinde en büyük payı ise en çok itaat eden ve bu görevi layıkıyla yerine getiren kimseler alacaktır. 

CILGAYA DÜŞEN SÖZ

“İktidar kirletir mutlak iktidar mutlak kirletir.”

Bakunin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.