Hace Bektaş Veli’nin 1248- 1338 yılları arasında yaşadığı kaynaklarda
yer alır. Nişabur’da doğduğu ve çocukluğunun da bu şehirde geçtiği,
tasavvufla ilgili derslerini Hoca Ahmed Yesevi’nin halifesi olan

Lokman Perende’den aldığı menakıbnamelerde anlatılır. Babası, Seyyid
İbrahim ve annesi Şeyh Ahmet kızı, Hatem Hatun’dur. Batı Türkistan’da
Moğol baskısının artması üzerine göçe zorlanan Türklerle birlikte
Anadolu’ya gelir.

Babası İbrâhîm-i Sânî, İmam Mûsâ el-Kâzım neslindendir ve Horasan
hükümdarıdır; dolayısıyla Hace Bektaş-ı Veli bir şehzadedir.
Velayetname Hace Bektaş Veli’nin soyunu yedinci İmam Musa Kazım’ın
oğlu İbrahim Mükerrem Mucap aracılığı ile On İki İmamlara ve
Peygamber’e bağlar. Hace Bektaş Veli’nin yaşadığı dönem bilinmekle
birlikte doğum-ölüm tarihleri çok kesin değildir.

Taşköprüzade Ahmet (ö.1553) “Devlet-i Osmaniye” adlı eserinde, Hace
Bektaş Veli’yi I. Murat (1362-1389- Osman Bey’in oğlu, Orhan Bey’in
oğlu) devrinin âlimleri arasında zikreder. Tezkireci Ali de, Künhü‟l-
Ahbar‟ında onun Orhan Bey (1326-1362) döneminde yaşadığını yazar.

Hace Bektaş Veli‟nin doğumu ve Hakk‟a yürümesi konusunda Hace Bektaş
ilçesi Halk Kütüphanesi’nde bulunan bir yazma eserde şu kayıt
bulunmaktadır: ”Hazine-i Celile’den Şeref Vürüd olan tomar-ı kebirde
muharrer (yazılmış, yazıya geçirilmiş. S.E.) olduğu üzere tarihi
Viladet-i şerifleri 606 (1209) olarak müdde-i ömri şerifleri 63
olmağla 669 (1271) senesi vefat-ı şerifleri muharrer olduğundan iş bu
mahalle tahrir olundu.” Aynı kütüphanede, 119 no’daki Velayetname’de
Silsilename’den alındığı belirtilen Hace Bektaş’ın 63 yıl yaşadığı ve
606/1209’da doğup 669/1271’de vefat ettiği kayıtları mevcuttur.

Dedebaba Bedri Noyan da, Hace Bektaş Veli’nin doğumunu 1337 (H. 738)
olarak vermektedir. Hace Bektaş Veli türbesinin onun Hakk’a
yürümesinden 242 yıl sonra (1582) Yasinabud Livası Emiri Murad bin
Abdullah tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Kaynaklar farkı tarihler vermektedir. Noyan, Velayetnamelerden
hareketle ebced hesabıyla Hace Bektaş Veli’nin M. 1248-1337 arasında
veya 1340 arasında yaşamış olabileceğini belirtir. Esad Coşan, Makalat
[1] üzerine yaptığı doçentlik tezinde genel kanaatlere göre
1248-1337/38 tarihinin kabul gördüğünü, ancak Hace Bektaş ilçesi halk
kütüphanesinde yer alan Velayetname ve yazma eserlerde (606/1209 –
669/1270) tarihlerinin yer aldığını belirtir. Hace Bektaş Veli’nin
yaşadığı tarihin netleşmesi bazı iddiaları aydınlatmak için
gereklidir. Eğer birinci tarih (1248-1337) kabul edilirse, Hace Bektaş
Veli Osmanlı’nın kuruluş döneminde yaşamıştır ve Osmanlı devletinin
askeri düzeninde sosyal ve inanç hayatında etkili olması muhtemeldir.
Eğer ikinci tarih (1209-1270) kabul edilirse, Osmanlı Devleti’nin
kuruluşunda yer alamaz. Ancak Osman Bey’in bir Selçuklu Sultanı
Alaettin’in izniyle “Uç Beyliği” kurmasında rolü olabilir.
Velayetname’de de bu yönde açıklamalar vardır. Ethem Ruhi Fığlalı,
çeşitli kaynakları referans göstererek, bu sorunu enine boyuna
tartıştığı makalesinde [2] Ankara Kütüphanesi’nde bir yazma risalenin
kaydına dayanarak onun 606/1209-1210 yılında doğup 669/1270-1271
yılında vefat etmiş olacağının daha doğru olacağı kanaatine ulaşır.
Alevi-Bektaşi topluluklar arasında Hace Bektaş Veli’nin soy zincirinin
İmam Musa Kazım ile Ali’ye ulaştığına dair kanaat yaygındır. Hace
Bektaş’ın soyundan geldiğini ileri süren dergâhın postnişinlerinden
Cemalettin Çelebi (Müdafaa adlı eserinde), Hace Bektaş’ın soy evladı
olmadığını, yol evladı olduğunu savunan Bektaşiliğin Babagan kolu
Dedebabası Bedri Noyan ile, benzer soy zincirini verirler:

Hace Bektaş Veli

Seyyid İbrahim Sanî

Seyyid Musa

Seyyid İshak

Seyyid Muhammed

Seyyid İbrahim

Seyyid Hasan

Seyyid İbrahim

Seyyid Mehdi

Seyyid Muhammed Sanî

Seyyid Hasan

Seyyid Mükerrem Mûcab

İmam Musa Kazım

Caferi Sadık

Muhammed Bakır

Zeynel Abidin

İmam Hüseyin

İmam Murtaza Ali.


Hace Bektaş Veli’nin tarikat silsilesi yol zincirinde kısmen
farklılıklar vardır. Besim Atalay’a göre, Bektaşi tarikatının
sıralamasını Bektaşiler şu şekilde açıklarlar:

Emr’ül Müminin İmam Ali

Hasan Basri

Habib Acemi

Davud Tai

Maruf Karahi

Şeyh Sari

Sakati

Cüneyd Bağdadi

Abu Ali Rudbadi

Şeyh Abu Ali Hasan

Şeyh Abu Osman Mağribi

Şeyh Abu Kasım Karkani

Şeyh Abu Hasan Hırkani

Şeyh Abu Hasan Tarmidi

Fazl Bin Muhammed Tusi

Hoca Ahmed Yesevi

Hoca Yusuf Hemadani

Şeyh Lokman Al Horasani

Tarikat Piri Hoca Bektaş-i Veli bin İbrahim Sani [3]


Musa Kazım’ın oğullarından biri olan sekizinci İmam Ali Rıza,
Mekke’den Horasan’a gelir, yerleşir. Harun Reşit’in oğlu Memun, İmam
Rıza’yı zehirletir. Horasan halkı Musa Kazım’ın oğlu İmam Ali Rıza’nın
kardeşi İbrahim Mucap’ı kendilerine sultan seçer. Seyyid Mucap’ın
ölümünden sonra sırasıyla onun oğlu Musa Sani, onun oğlu İbrahim Sani
tahta geçer ve Hatem Hatun ile evlenir. Bektaş adında bir oğulları
olur. İbrahim Sani Hakk’a yürüyünce melikliği Hace Bektaş’a önerirler,
o kabul etmeyince amcazadelerden Seyyid Hasan Horasan diyarının
sultanı olur. Hünkâr Hace Bektaş sultanlık yerine nefsini yenmeye,
riyazete yönelir. Bu soy zinciri Cemalettin Çelebi tarafından da kabul
edilir ve Müdafaa adlı eserinde de ifade edilir. Alevi-Bektaşi
ozanları Hace Bektaş Veli’nin soy zincirini 12 İmamlar’dan Caferi
Sadık’ın oğlu Mûsa Kazım’a (745-799) ve oradan 17. kuşakta Ali’ye
bağlarlar.

Pirim nesl-i isna aşar değil mi

Kapısında kuldur bu kemter

Muhammed Ali varisi ilmi

Hünkâr Hace Bektaş Veli Pirimdir [4]

İsna aşar nesli 12 İmam neslidir. İsna-aşeriye Ali Şiası’nın On İki
İmam’a bağlı olan koludur. Türkiye’deki Alevi Bektaşiler de bu
kolabağlıdır (diğer kollar: İsmailiyye-İmamlığın Cafer Sadık’tan önce
ölen oğlu İsmail’e geçtiğini kabul edenler, Zeydiye-Zeynelabidin’in
oğlu Zeyd’in İmamlığını kabul edenler, vb.). Pir Sultan, Hace
Bektaş’ı, İmam Rıza’nın torunu olarak açıklar:

Bahçende gördüm gülünü

Erenler sürsün demini

İmam Rıza’nın torunu

Hünkâr Hace Bektaş Veli

İmam Ali Rıza (M. 770-818), İmam Musa Kazım’ın (M. 745-799) oğlu
olduğuna göre Hace Bektaş Veli soyunun İmam Musa Kazım’dan dolayı On
İki İmamlar’a bağlanması kesindir.

Şah Hasan ile Hüseyn-i Kerbela’nın aslısın,

Âşıkta sertaç olan Zeyn-ül İbad’ın aslısın,

Hem Muhammed Bakır u Cafer İmam’ın aslısın,

Mûsa-i Kazım Ali Mûsa Rıza’nın aslısın,

Fahr-i âlem Nûr-ı Çeşmi enbiya Nesl-i Ali.

Şah-ı ekrem Kûtb-u azam Hace Bektaş Veli [5]

Sersem Ali’nin bir mısrası açıklamaya özetler niteliktedir:

Hakk / Muhammed / Ali pirimin ceddi

Hünkâr Hace Bektaş Veli Anadolu’ya gelmeden önce Haydari, Kalenderi
dervişiydi. Velayetname’nin dikkatli bir tahlili, Hace Bektaş-ı
Veli’nin, hem Ahmed Yesevî hem de Yesevîli etkilerini geniş ölçüde
taşıyan Kutbüddin Haydar geleneklerini sıkı sıkıya koruyan bir Haydarî
şeyhi olduğunu ortaya koymaktadır. Öte yandan Elvan Çelebi, Ahmed
Eflâkî ve Âşıkpaşazade’nin eserlerde onun Vefâî [6] şeyhi olan Baba
İlyâs-ı Horasânî’nin halifesi bulunduğunu açıkça göstermektedir.
Kaynaklardaki

bu kayıtlara güvenmek gerekirse, Hace Bektaş-ı Veli’nin büyük bir
ihtimalle, Yesevîlik ile Kalenderîliğin karışımından oluşan Haydarîlik
tarikatının bir mensubu olarak Anadolu’ya geldiği, daha sonra Baba
İlyâs-ı Horasânî çevresine girerek Vefâîlik tarikatına intisap ettiği
ve hayatının sonuna kadar da böyle yaşadığı söylenebilir. Hace
Bektaş-ı Veli, Velayetname’den anlaşıldığı kadarıyla
Sulucakarahöyük’te bir Türkmen şeyhi olarak bir yandan kendi cemaati
içinde mürşitlik görevini sürdürürken, bir yandan da bugünkü Ürgüp
yöresindeki Hristiyanlarla sıkı ilişkiler geliştirip onların
ihtidasına zemin hazırlamıştır. Ayrıca Şamanist Moğolların da,
Müslümanlığı kabul etmeleri için yoğun faaliyet göstermiştir. Her
milletten halifelerini bu amaçla Anadolu’nun dört bir köşesine
yollamıştır.

Küçükken önce ünlü sofi Lokmân-ı Perende’nin, ardından onun
tavsiyesiyle Ahmed Yesevî’nin yanında eğitilir. Daha o zamanlar birçok
keramet göstererek herkesi hayretler içinde bırakır. Ahmed Yesevî’nin
“nefes evladı” olan Kutbüddin Haydar’ı esir düştüğü Bedahşan ilindeki
kâfirlerin elinden kurtarır. Daha sonra onun artık olgunlaştığını
gören Ahmed Yesevî, kendisine halifelik sembolleri olan cihaz-ı fakrı
(taç, şamdan, seccade, sofra ve âlem) teslim eder, beline tahta
kılıcını kuşatır ve Diyârırûm’u irşad etmekle görevlendirir. Önce
Mekke’ye giderek hac görevini ifa eden Bektaş “Hacı” unvanını alır.
Dönüşte Necef’i ve Kerbelâ’yı ziyaret edip Anadolu’ya geçer.

Babai Ayaklanması’nın bastırılması sonucu, Baba İlyas ile İshak’a
mensup Babalı taifesi Hace Bektaş’ın etrafında toplanarak onu ulu
tanıdılar. Takipten kurtulmak için vaktiyle Hristiyanların
sığındıkları ve ibadetlerini yaptıkları Ürgüp, Göreme, Nevşehir ve
çevresindeki yeraltı şehirlerini seçtiler. Bu yeraltı şehirleri Yavuz
Selim zamanı kırgınında da Alevilere sığınak oldu. Alevilerin dağ
başlarını ve kırsal yöreleri mesken tutmaları da bu nedenledir. İşte
bu yörede bulunan Suluca Karahöyük, Hace Bektaş Veli’ye mesken oldu.

İdealizmini tasavvuf yapısı içinde geliştirdi. Halifeler yetiştirerek,
Anadolu’nun Türkleşerek Müslümanlaşması ve Rumeli’ye yayılmasında
merkez yaptı. Halk arasında Suluca Karahöyük, “Dergâh” adı ile anıldı.
Daha sonra da Hace Bektaş adını aldı. Bu adla, Nevşehir’e bağlı ilçe
olarak Türkiye Cumhuriyeti idare yapısı içinde yer aldı. Hace Bektaş
Veli’yi anlayabilmek için yaşadığı asrın siyasi, sosyal ve ekonomik
yaşayışını bilmekte fayda vardır. 13. yüzyılın ikinci çeyreğinden
itibaren Anadolu en karışık ve çalkantılı yıllarını yaşadı.
Ayaklanmaların Selçuklu Devleti’ni zayıflatması ile 1243 tarihinde
Kösedağ Savaşı’nı kaybetti ve Moğol tahakkümü altına girdi. Alaattin
Keykubat’tan sonraki sultanlar, devleti idare edemez oldular. Selçuklu
sultanlarının idaresini beğenmeyen irsi Türkmen reisleri, Batı
Anadolu’ya çekilerek kendi aşiret adlarını vererek 15’i aşkın
beylikler kurdular. Kendi töresel yapıları içinde Türkçeyi resmi dil
yaptılar ve edebiyatını geliştirmeye çalıştılar. Moğol baskısı ile
Anadolu’ya gelen Türkmen-Yörüklerle birlikte mutasavvıf dervişler de
vardı. Bunlardan Hace Bektaş Veli ile birlikte Mevlana Celaleddin
Rumi, Karaca Ahmet, Sarı Saltuk, Taptuk ve Yunus Emre gibi sufileri
sayabiliriz. Anadolu’da bu sıralarda Hace Bektaş Veli’nin kişiliği
hakkında çok şeyler söylendi, şiirlerle ve yazılan yazılarla hayatı
menkıbeleştirildi. Kerametle dolu hayatı efsaneleşen Hünkâr, kısa
zamanda halkı etrafına topladı. Bunlardan, duvarı at edip yürütmesi,
yılanı kamçı yapması (dondurulmuş ve bugüne kadar uyutulmuş Türk
halkının uyandırılışı), kucağına aslan ile ceylan alışı (kuvvetli ile
zayıfı bir arada hoşgörü içinde tutuşu), masum ve sevimli, aynı
zamanda sulh sembolü olan güvercin kılığına girişi, temsili resimlerde
yer aldığı gibi, halka cemlerde dede ve babalarca anlatıldı. Toplum
Hünkâr’a güvenle bağlandı. Öte yandan Hace Bektaş Veli’nin Hz.
Muhammed’in torunlarından 7. İmam Musa Kazım soyundan geldiği, çeşitli
kaynaklarda geçmektedir. Şeceresi Hz. Muhammed’e kadar
götürülmektedir. Anadolu’da Dede, Şeyh olarak bilinen ve saygı duyulan
kimselerin de Peygamber nesli olduğu iddia edilmektedir. Bu insanların
öz be öz Türk oldukları ve töresel özellikleri ile de Arap niteliği
taşımadıkları kesindir. Bu nedenle ikinci kimlik, manevidir, meziyet
olarak benimsenmiştir. Hace Bektaş Veli’nin menkıbeleşen hayatı
konusunda “mücerrettir” (evlenmemiş) iddiası, sözlü kültür içinde
bilinmezliğini korumaktadır. Hace Bektaş Veli Suluca Karahöyük’te
fikirlerini yaymaya başlar, çevresindeki inançlı kişilerle bütünleşir.
Aşıkpaşaoğlu tarihinde, “Hace Bektaş Kayseri’den Karahöyüğe geldi.
Şimdi mezarı şerifi ordadır. Misafirler ve seyyahlar arasında anılan,
Rum’da dört taife vardır. Biri Gaziyan-ı Rum, biri Ahiyan-ı Rum, biri
Abdalan-ı Rum ve biri de Bacıyan-ı Rum ‘dur. İmdi Hace Bektaş
Hazretleri bunlar içinde Bacıyan-ı Rum’u ihtiyar etti, Kim Ana Hatun
ona derlerdi. Geldi onu kız edindi ve keşf-ü kerametli ona teslim
etti. Ondan sonra ol aradan sonra Allah’ın rahmetine vardı.” diye
anlatılır.

Burada “geldi onu kız edindi, keşf-ü kerametini ona teslim etti”
sözünden Bacıyan-ı Rum adı verilen topluluğun Anadolu’da etkin yeri
olduğunu anlamaktayız. Amazon ruhlu bu kadınlardan Kadıncık Ana;
Suluca Karahöyük’te İdris Hoca’nın kızı, Sarı İsmail’in eşi olarak
bilinmektedir. Ayrıca, Kutlu Melek adı ile de anılmaktadır. Yine aynı
aile içinde Fatma Nuriye adına da rastlanır. Hace Bektaş Veli’nin
Hacim Köyü veya Karahöyük’e gelerek Sarı İsmail’in evine misafir
olduğu söylenir. Kısa zamanda ermiş ve saygın bir kişiliğe sahip
olduğu görüldü. Kadıncık Ana veya Kutlu Melek adlı kadının Sarı İsmail
ile evli olduğu, ancak; çocuklarının olmadığı, Hace Bektaş Veli’nin
elini yıkadığı suyu bir yere dökmediği ve içmesi ile gebe kaldığı
efsanesi halk arasında anlatılmaktadır. Gerçeklik ise Kutlu
Melek-Kadıncık Ana namı ile bilinen bu hatun, Sarı İsmail’in
karısıdır. Fatma Nuriye de kızı olup muhtemelen Hace Bektaş ile
evlenmiştir. Hace Bektaş’ın elini yıkadığı ve burun kanının karıştığı
suyu dökmeyip içen Kutlu Melek’in gebe kaldığı, Timurtaş adında bir
oğlunun olduğu ve neslin bu evlattan yürüdüğü iddiası menkıbelere
dayanması ve Babagan Kolunun muhalefeti karşısında Hace Bektaş soyunu
devam ettiren, Çelebileri bu iddialar karşısında 1912 yılında
“Müdafaam” adı ile

“Hace Bektaş Veli Hazretlerinin Sülale-i Tahiresinden resadetlü Çelebi
Ahmet Cemaleddin Efendi Hazretleri” tarafından tanzim ve tertip
buyurulan “Bektaşi Sırrı” nam risaleye cevabında: Hace Bektaş Veli
evladı olduklarını, nesillerinin Seyid Ali Sultan’dan olma iki oğlu
Resul ve Mürsel Balilerden geldiğini, bu hususu İstanbul Üsküdar’da
Himmetzade Dergâh kitaplığında mevcut olan, “Tarih-i Selatin-i
Osmaniye” adlı kitabın 49. Sayfasındaki İdris Hocanın kerimeleri olan
Fatma Nuriye Hatundan mütevellit ve Hace Bektaş Veli Hazretleri’nin
sülb-ü sahih ve nesi-i pak Seyid Ali (Timurtaş bin Mehmet Hünkâr Hace
Bektaş Veli) olduğu ve neslinin bu kollardan geldiği” kaydını
doğrulamaktadır. Yine aynı adlı yazmada, “Orhan Gazi’nin Osmanlı
askerinin teşkilinde, Hace Bektaş Veli Hazretlerinin sülb-ü sahih ve
nesi-i pakından Seyid Ali Timurtaş bin Seyid Mehmet Hünkâr Hace Bektaş
Veli Hazretleri’ne varıp elini öptüğü ve elbise, kisve hususunda Seyid
Ali Timurtaş bin Hace Bektaş Veli ile istişare edip dualarını aldığı
“akbörk” yani beyaz kisve giymesi Seyyid Ali Sultan tarafından tasvip
buyurulması ile de Yeniçerilere akbörk ve kisve o zamandan kaldığı,”
yazılıdır.

Aynı tekke kitaplığında “Risaletül-Taç” Süleyman Efendi el-Şehri
bi-Müstakimzade tarafından yazılan yazma eserin birinci sayfasında:
“Merhum Sultan Murat zamanında askerde kıyafet tefrikinde Bektaş Paşa
yardımı ile Bursa’ya davet edilerek Hace Bektaş Veli Hazretlerini
muhdum-ı tecelliyeleri Seyid Ali Timurtaş bin Hace Bektaş ve evlad-ı
pak Mevlana’dan Emir Şah Efendi marifeti ile Yeniçeri’ye keçeden
akbörk tayin ve ihtiyar buyurulduğunu” açıklar.

Ayrıca, “Mirat’ül Makasid” adlı risalede de Feyzullah Çelebi Efendi’ye
(1809- 1880) kadar Bektaşi Çelebilerine Osmanlı sultanlarınca verilen
muteber vesikalarda (icazet) Hace Bektaş Veli’nin Fatma Nuriye ile
evli olduğunun ve Çelebilerin Seyyid Ali Sultanın iki oğlundan, Mürsel
Bali’den “Mürselli” Resul Bali’den de “Hudadadlı” boylarının bugüne
kadar Hace Bektaş Veli evladı olarak hizmeti yürüttüklerinin
anlaşıldığı görülmektedir. “Müdafaam” adlı risalede, Ahmet Celalettin
Çelebi Efendi de “Evladı vardır ve evladıyız” diyerek ve bu belgelere
dayalı olarak “mücerrettir” iddiasını çürütür. Anadolu Alevi
Bektaşileri bugünkü Çelebilerin Hace Bektaş Veli nesli olduğuna
inanırlar. “Belden gelenler” olarak da neslin babadan oğula devamını
isterler. Şehirli ve Rumeli kökenli Bektaşiler ise Hünkâr’ı mücerret
olarak görürler. “Yol’dan veya Kol’dan gelenler” olarak tarikatta
kademe kademe yükselerek ‘On İki Post’tan birisine oturulmasını arzu
ederler. Anadolu Alevi-Bektaşilerine göre Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin
soyundan gelip de Horasan Postuna oturan Çelebiler:

Hace Bektaş Veli (? – 1338) mezarı Hacebektaş’ta

Seyyid Ali Sultan (1294 – 1389) mezarı Dimetoka’da

Resul Bali (1361 – 1441) mezarı Hacebektaş’ta

Mürsel Bali (1384 – 1483) mezarı Dimetoka’da

Bali Sultan (Balım Sultan) (1462 – 1521) mezarı Hacebektaş’ta

Kalender Çelebi (1465 – 1519) mezarı Hacebektaş’ta

İskender Çelebi (1502 – 1539) mezarı Hacebektaş’ta

Yusuf Bali Çelebi (1506 – 1561) mezarı Hacebektaş’ta

Bektaş Çelebi (1535 – 1572) mezarı Hacebektaş’ta

Resul Bali Çelebi (1537 – 1581) mezarı Hacebektaş’ta

Mürsel Çelebi (1569 – 1597) mezarı Hacebektaş’ta

Hasan Çelebi (1555 – 1600) mezarı Hacebektaş’ta

Bektaş Çelebi (1558 – 1626) mezarı Hacebektaş’ta

Kasım Çelebi (1570 – 1640) mezarı Hacebektaş’ta

Yusuf Çelebi (1575 – 1651) mezarı Hacebektaş’ta

Zülfikar Çelebi (1598 – 1662) mezarı Hacebektaş’ta

Hüseyin Çelebi (1602 – 1669) mezarı Hacebektaş’ta

Seyyid Abdülkadir Çelebi (1622 – 1681) mezarı Hacebektaş’ta

Elvan Çelebi (1634 – 1726) mezarı Çepni’de

Mürteza Çelebi (1640 – 1727) mezarı Hacebektaş’ta

Feyzullah Çelebi (1671 – 1727) mezarı Merdivenköy Şahkulu Dergâhı’nda

Bektaş Çelebi (1707 – 1759) mezarı Hacebektaş’ta

Abdüllatif Çelebi (1721 – 1802) mezarı Hacebektaş’ta

Şehit Feyzullah Çelebi (1739 – 1 824) mezarı Hacebektaş’ta

Mehmet Hamdullah Çelebi (1775 – 1827) mezarı Amasya’da

Veliyedilin Çelebi (1770 – 1828) mezarı Hacebektaş’ta

Ali Celaleddin Çelebi (1807 – 1828) mezarı Hacebektaş’ta

Feyzullah Çelebi (1809 – 1880) mezarı Hacebektaş’ta

Ahmet Celaleddin Çelebi (1862 – 1921) mezarı Hacebektaş’ta

Veliyeddin Çelebi (1867 – 1940) mezarı Hacebektaş’ta



Ahmed Cemaleddin Çelebi’nin, 23 Nisan 1920’de kurulan TBMM’ye Meclis
Başkan Vekili seçildiği, daha sonraki yıllarda çocuklarının ve kardeş
çocuklarının bir kısmının hukuk tahsili yaptıkları, Rıza, Yusuf, Kazım
Ulusoy’un 1950 sonrasında mebus olarak görev yaptıkları bilinmektedir.
Bugün Bektaşi Ocağının temsilcisi olarak Veliyeddin Çelebi’nin büyük
oğlu Feyzullah Çelebi Horasan postun sahibidir.

Velayetname ve benzeri kaynaklarda Hace Bektaş Veli’nin Kadıncık
Ana’ya hitaben “Yurdumun bekçisi senden gelecek ve senden olacak”
diyerek vasiyet ettiği yazılıdır. Bu açıklama ile bir kısım Bektaşi
zümresinin Hünkâr’ın mücerret olduğu, Kadıncık Ana’yı manevi evlat
edindiği, bugünkü Çelebilerin de Hace Bektaş Veli’nin nesebinden
gelmediği iddiası, Çelebiler ile Babalar’ın arasını açmıştır. Dergâhın
idaresi daha sonra Çelebiler ile Babalar arasında çekişmelere neden
olmuştur. Dergâhı ayrı ayrı Çelebilerden gelen “Belden gelenler” ile
Babalardan gelen Dedebaba denen “Yoldan gelenlerin” ayrı ayrı
postnişinleri temsil etmeye başladıkları görülür.

Bektaşilik Tarikatı yani Tarik-i Nazenin adı ile de anılır olmuş,
Balım Sultan, tarikata kimlik kazandırmıştır. Bugünkü edep-erkân Balım
Sultan’ın zamanından kalmadır. Balım Sultan’dan sonra Çelebilerle
Babalar arasında çekişmeler başlamış, idare Çelebilerin eline geçince
Babalar ayrı bir yol tutmuşlardır. Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu
Şehzade Mustafa’nın annesi Mahidevran Sultan’ın kardeşi Sersem Ali
Paşa’nın Dedebaba olması ile Sersem Ali Baba zamanında Kalender
Çelebi’nin isyanı ile tarikatın durumu sarsılmıştır. Çelebiler vakfın
temsilcisi ve öz evladı olarak Anadolu Alevi-Bektaşilerince de
tanınmışlardır.

Çelebilerin Hace Bektaş Veli’nin öz evladı olduğu, Osmanlı
sultanlarının fermanlarında kayıtlıdır. Tarikatın, “Dedebaba” ile
temsil edilmesi, Mevlevilik ve Melamilik etkisi Sersem Ali Paşa
(Dedebaba) zamanında olmuştur. Dedebabalar ile Çelebilerin araları
bazen iyileşirken Çelebi Postnişinleri Babalardan bilgi alarak Bektaşi
Şiri örneğinde olduğu gibi Çelebi ve Dedebaba unvanlarını alarak iki
postun da temsilcisi olsa da genellikle çekişmelerle geçmiştir.

Genellikle Rumeli Bektaşileri ile şehirlerde yaşayan Bektaşiler,
Dedebabalığı benimsedi. Dedebabalığa, dervişlik, babalık, halifelik
yolu ile hizmet edilerek gelinebileceği kabul edilmiştir. Anadolu
Alevi-Bektaşileri ise bu yolu takip etmediklerinden cemlere
alınmamışlardır.

Anadolu Bektaşiliğinin, Alperenlik veya Gazilikle de ilişkisi vardır.
Mücahit dervişlerin oluşturduğu askeri birliklerde yer almaları, Sarı
Saltuk, Seyyid Ali Sultan gibi çelebilerin Rumeli akınlarında
bulunmaları, bu tarikatın askeri olarak da ülkesine hizmet eden bir
özellik taşıdığını gösterir. Bektaşilik Osmanlı fütuhatı ile
Balkanlar’a yayıldı, bu yerlerde tekke ve zaviyeler açıldı. Yeniçeri
ocağının da Bektaşilerce kuşak kuşatılıp, akbörkler giydirilerek
kurulduğu iddia edilir. Bu nedenle her “Yeniçeri Ortası” yanında bir
Bektaşi dergâhı açıldı, 1826 yılında Yeniçeri ocaklarının kaldırılması
ile Bektaşi ocakları da yerle bir edildi. Kapatılan tekkelere mensup
şeyhler sürüldü, tekkelerde de Nakşibendi şeyhleri görevlendirildi.
Böylece Bektaşiliğe Nakşibendilik etki etti. Anadolu Alevi-Bektaşileri
Dedegan kolunu oluştururken diğerlerini de “Vekilciler, Dönekler,
Purutlar” diye nitelendirdiler. Türkiye’de tekkelerin kapatılmasından
sonra Bektaşilik, resmen Mısır ve Arnavutluk’ta devam etmiştir.

Sivas Kongresi sonunda, Mustafa Kemal Paşa, Kayseri yolu ile Ankara’ya
geçerken Hacebektaş’a uğradı, dergâhta Çelebi Cemaleddin Efendi
tarafından tekkenin kapısında karşılandı. Hemen Ankara’ya hareket
etmesi gerekirken iki gün kaldı. Çelebi Ahmed Cemaleddin Efendi,
Mustafa Kemal ile yeni Türkiye’nin geleceğini uzun uzun
konuştuklarını, kardeşi Veliyeddin Efendi’ye anlatmış. Çelebi bu
konuşma sırasında: “Paşa hazretleri, cesaretli ve basiretli iradenizle
Türk milletinin düşmanı kahredeceğine inancı sonsuzdur. Yüce Allah’ın
milletimize müyesser edeceği zaferden sonra Cumhuriyet ilanını
düşünüyor musunuz?” diye sormuş. Mustafa Kemal bu açık yüreklilik
karşısında Çelebi’ye heyecanla bakmış ve Çelebi’nin elini avucuna
alarak kulağına fısıltı halinde, “O mutlu günlerin ilanına kadar
aramızda kalmak kaydıyla, evet, Çelebi Efendi Hazretleri,” demiş.
Çelebi’nin, Mustafa Kemal Paşa’yı Edebali’nin Osman Bey’i kabulü gibi
kabul ettiği, Ahmet Yesevi’nin, Hace Bektaş Veli’yi Anadolu’ya memur
ettiği gibi, Çelebi de memleketin kurtuluşunu Mustafa Kemal’in
şahsında görmüş, Anadolu’nun her tarafında Milli Mücadelenin
desteklenmesini istemiştir. Çelebi Ahmet Cemaleddin Efendi Ankara’da
TBMM’nin ikinci başkanı olmasına rağmen hastalığı nedeniyle
toplantılara katılamamış, Hakk’a yürümesinden sonra kardeşi Veliyeddin
Çelebi post’a oturmuş ve Mustafa Kemal’in desteklenmesi için, 25 Nisan
1923’te yayınladığı (Yenigün, 25.4.1923) beyannamede; “Tekrar beyan
edeyim ki; bu milleti kurtaracak ancak Gazi Mustafa Kemal Paşa’dır.
Onunla beraber mukaddes vatanın has evlatlarıdır. Başka hiçbir ferdin
sözünü dinlemeyiniz, sözümden zerre kadar harice çıkmayınız. Sizin
saadetinizi düşünenler, sizi kölelikten kurtaracak, Büyük Millet
Meclisi Reisi ve cümlemizin büyüğü Gazi Mustafa Kemal Paşa’dır,”
demiştir.

Bektaşi Babagan Kolu ise; 1552 yılında Hace Bektaş  Veli Dergâhına,
Şah Kalender Abdal Çelebi ayaklanması sonrası dağıtılan dergâhın
başına Sersem Ali Baba adında Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade
Mustafa’nın dayısı ve  Kanuni’nin eşi Mahidevran Sultan’ın kardeşi,
Sever Paşa’nın atanmasıyla başlayan süreçte sırası ile aşağıdadır.
Hayatın nimetlerini terk edip kendini hakka bağlamış olduğu söylenen
dervişler yerleştiriliyor. O tarihe kadar Hace Bektaş Veli Dergâhında
Dede-Baba ve mücerred derviş diye bir şey yoktur.

Bazı kaynaklar bunu Pir-i Sani (ikinci pir) Balım Sultan mücerred
uygulamasını başlattı denilmektedir, bu bilgiler yanlış, yanlı ve
Balım Sultan’a karşı saldırı malzemesi için çıkarılmış yalanlardır.
1552 yılında Pargalı İbrahim Paşa’nın Şah Kalender Abdal Çelebi
ayaklanması sonrası Server Paşa’yı Sersem Ali Baba adıyla  Dergâhın
Postnişini olarak ataması sonrasında Hace Bektaş Veli’nin evli
olmadığı tartışması ortaya atılmış oysa Hünkâr Hace Bektaş Veli
“Makalat” eserinde 4 Kapı 40 Makamı anlatmış ve Birinci Kapı Şeriatın
Birinci Makamı İman bölümünde Nikâh’ın önemini dile getirmişken
kendisinin nikâhsız olduğunu dile getirmek bir saldırı ve karalamadır.
Ayrıca da mücerretlik aynı eserde net bir şekilde masiva’dan geçmek,
yani nefsi besleyen dünyanın nimetlerine tamah etmemek olarak
anlatılmıştır.

1552 yılından sonra Bektaşi Babagan Kolu Hace Bektaş Veli Dergâhı
Postnişinleri Dede-Babalar sırasıyla şunlardır:

1- Sersem Ali (Server Paşa) Dede-Baba  1552-1569

2- Elhac Ahmed Ali Dede-Baba 1569-1569

3- Abdullah Baba (Dimetokalı Ak Abdullah Baba) 1569-1596

4- Dimetokalı (Kızıl Deli Dergâhı) Kara Halil Baba 1596-1628

5- Dimetokalı Elhac Vahdeti Dede-Baba 1628-1649

6- Elhac Seyyid Mustafa Dede-Baba 1649-1675

7- Birecikli Seyyid İbrahim Agâhı Dede-Baba 1675-1689

8- Urfalı Es Seyyid Halil İbrahim Dede-Baba

9- Serezli Hace Hasan Dede-Baba

10- Kırımlı Hanzade Mehmed (Tortu Yiyen) Dede-Baba

11- Dimetokalı Seyyid Kara Ali Dede-Baba 1759-1783

12- Sinoplu Seyyid Hasan Dede-Baba 1783-1790

13- Horasanlı Hace Mehmet Nuri Dede-Baba 1790-1799

14- Kalacaklı Seyyid Halil Haki Dede-Baba 1799-1813

15- Sivaslı Mehmet Nebi Dede-Baba 1813-1834

16- Merzifonlu Hace İbrahim Dede-Baba 1834-1835

17-Vidinli Seyyid Hace Mahmud Dede-Baba 1835-1846

18- Sofyalı Saatçi Ali Dede-Baba 1846-1848

19- Çorumlu Seyyid Hasan Dede-Baba 1848-1849

20- Yanbolulu Elhac Ali Türabi Dede-Baba 1849-1868

21- Selanikli Hace Hasan Dede-Baba 1868-1874

22- Konyalı Perişan Hafız Ali Dede-Baba (İstanbul’a Nakil) 1874-1979

23- Elhac Mehmet Ali Hilmi Dede-Baba 1879-1907

24- Malatyalı Hace Mehmet Dede-Baba 1881-1897

(M. Ali Hilmi’ye vekâleten Hace Bektaş Dergâhı’nda Pir Evi’nde kalmış)

25- Hace Feyzullah Dede-Baba 1897-1904

(Hünkâr bel evladı Hace Feyzullah Çelebi vekâleten- Şahkulu’nda türbesi)

26- Hace Feyzullah Dede-Baba 1907-1914

(Hünkâr bel evladı Hace Feyzullah Çelebi asaleten- Şahkulu’nda türbesi)

27- Salih Niyazi Dede 1914-1941

(16 yıl Pir Evinde Cumhuriyet Tekke ve Zaviyeler yasasından sonra 11
yıl Arnavutluk’ta kalmıştır.)

28- Ali Naci Bayla Dede-Baba 1930-1941 (Salih Niyazi’ye vekâleten)

29- Ali Naci Baykal Dede-Baba 1941-1960 (Asaleten)

30- Salih Bedrettin Noyan Dede-Baba (Bedri Noyan, Aşık Noyan)
(16.09.1960 6.11.1997(9))

31- Ali Haydar Ercan Dede-Baba 12.12.1997 …..



Şu an İzmir ekolü de denilen bazı Babalar Mustafa Eke Baba’ya bağlı
Bektaşi Babaları Mustafa Eke Baba’yı Dede-Baba görmektedir. Ayrıca
Arnavutluk ekolü ise Mondi Baba’yı Dede-Baba olarak görmektedirler.
Salih Bedrettin Noyan Dede-Baba’dan sonra Babagan Bektaşilik Kolu
Dede-Baba makamı üç ayrı isim tarafından yürütülmektedir.

Dipnotlar ve Kaynaklar:

1) Coşan M. Esad, Makâlât Ankara 1986

2) Hünkâr Hace Bektaş Velî, Ethem Ruhi Fığlalı, sayı 23, 1996

3) Atalay: 17

4) Atalay: 117-118

5) Azbî / Ulusoy, 1986: s.22

6) Ebu’l Vefâ el-Bağdâdî, el-Kâkes veya el-Kürdî lakaplarıyla da
bilinen Ebu’l Vefâ Tâcü’l-Ârifîn Seyyid Muhammed bin Muhammed Azîz
el-Bağdâdî (d. 1026 – ö. 9 Aralık 1107), Vefâ’îyye tarikâtının
kurucusudur. Menâkıbnâme’sinde Ali el-Mûrtezâ’nın soyundan bir seyyid
olduğu kaydedilmiştir. 1026 yılında Irak’ın Kusan köyünde doğdu, ama
aynı zamanda Kalmina [1] adlı bir köyde kaldığı da bilinmektedir.
Babası, Zebâle [2] ve Hayâsem [3] köyleri arasında sürekli olarak
zulme maruz kalması nedeniyle dönüşümlü olarak yaşamak zorunda kalan
ve İmam Hüseyin’in torunlarından Kürt aşireti Benî Nergis’e mensup
olduğu öne sürülen Seyyid Muhammed Azizî, annesi ise yine bir Kürt
olan Fatıma Ümmü Gülsüm’dür.[4] Menâkıbnâme-î Tacü’l Ârifîn es-Seyyid
Ebu’l Vefâ adında bir eseri bulunan Ebu’l Vefâ 9 Aralık 1107’de
ölmüştür. Vefâ’îyye Tarikâtı “Seyyid Muhammed bin Muhammed Azîz
el-Bağdâdî” Vefâîyyenin tarikatının kurucusudur. Tâcü’l-Ârifîn
lakabıyla ünlenmiştir. Tahsilinin önemli bir kısmını Bağdat’ta
yaptıktan sonra Buhara’ya gitmiştir. Din ilimlerini öğrenerek tekrar
Bağdat’a dönmüş ve burada Muhammed eş-Şembeki’ye intisap etmiştir.
Uzun süre hizmetinde bulunduğu şeyhi kendisine gösterdiği vefa ve
sadakatinden dolayı ona “Ebu’l Vefâ” künyesini vermiştir. Soyu 1. İmam
Ali 2. İmam Hüseyin 3. İmam Zeynülabidin 4. Seyyid Hüseyin 5. Seyyid
Yahya 6.Seyyid Hasan Faki 7. Seyyid Zeyd 8. Seyyid Hüseyin 9. Seyyid
Muhammed 10. Seyyid Ali 11. Seyyid Zeyd 12. Seyyid Muhammed Kebir
Azizî 13. Seyyid Ebû’l Vefâ Tâcû’l-Ârifîn Kaynakça:1- Nilüfer Bayatlı:
XVI. Yüzyılda Musul Eyaleti (1999), s. 100.2-1530 Osmanlı
kaynaklarında Harran’ın 10 Km. kuzeyinde yer alan “Zibâle Köyü”,
Muhâsebe-i Vilâyet-i Diyâr-i Bekr ve ‘Arab ve Zü’l-Kâdiriyye Defteri
(937/1530) I (1998), s. 131. 3- Bâb-î Hâysam (Ördekköy), Nilüfer
Bayatlı: XVI. Yüzyılda Musul Eyaleti (1999), s. 1154-Dursun Gümüşoğlu:
Tâcü’l Arifîn es-Seyyid Ebu’l Vefâ Menâkıbnâmesi – Yaşamı ve Tasavvufi
Görüşleri, Can Yayınları, 2006, s. 38.

7) Alevilik-Bektaşilik Kutluay Erdoğan İletişim Yayınları, Ekim 1986

8) A. Celalettin Ulusoy- Hünkâr Hace Bektaş veli s.83-84-85 ve Yusua
Fahir Baba Bektaşilik Tarihi Dünyası Sayı 25 Burhan Kocadağ Şahkulu
Sultan Dergâhı ve İstanbul Bektaşi Tekkeleri Can Yayınları Nisan 1998
s.35-36

9) Bedrettin Noyan, Bektaşilik Alevilik Nedir? s.45-46 Bu kitap
matbaada baskıda iken Bedreddin Noyan Dedebaba 11 Kasım 1997 günü
İzmir’de Hakk’ın rahmetine kavuştu. Naşı Aydın’da Aile mezarlığında
sırlandı. Devri Daim Ruhu Şadu Handan olsun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.