Milli mücadelenin ateşi yeniden harlanıyor… Çoban Ateşi Totaliter Günler’de yandı!

Genç siyasetçi, Toplumsal yazarı,  Avukat Gürkan Çakıroğlu ilk kitabı 'Totaliter Günler'i yayınladı. Çakıroğlu kitabını ve güncel siyasete ilişkin görüşlerini Toplumsal okurlarıyla paylaştı.

Milli mücadelenin ateşi yeniden harlanıyor… Çoban Ateşi Totaliter Günler’de yandı!

Genç siyasetçi, Toplumsal yazarı,  Avukat Gürkan Çakıroğlu ilk kitabı 'Totaliter Günler'i yayınladı. Çakıroğlu kitabını ve güncel siyasete ilişkin görüşlerini Toplumsal okurlarıyla paylaştı.

17 Ocak 2019 Perşembe 14:08
Milli mücadelenin ateşi yeniden harlanıyor… Çoban Ateşi Totaliter Günler’de yandı!

Orhan Şahin

Toplumsal yazarı, avukat ve siyasetçi Gürkan Çakıroğlu ilk kitabı Totaliter Günler’i yazarı olduğu gazetemizin sorularını yanıtlayarak anlattı. Çakıroğlu Toplumsal Kitabevi’nden çıkan kitabında 2018’in en tartışmalı olaylarını değerlendirdiği yazılarını okuyucularına ulaştırdı.

Kitapta rejim dışında siyasete, yargıya, bürokrasiye, zihniyetlere, kadın bakış açısındaki çarpıklığa, Müslümanların temel sorunlarına kadar Türkiye'nin bir çok kronik sorunları işleniyor. 

KURTULUŞ GÜNLERİNE ATIF

Siyasette aktif görevler üstlenen Çakıroğlu, İYİ Parti’nde kopuş nedenlerini sıralarken yeni bir umudun kapısının açıldığını belirterek, “1919’da İstiklal Harbi döneminde Anadolu’da köylerde insanlar geceleri savaşa olan desteklerini belirtmek için ateş yakarlarmış. İşte bu ateşlere çoban ateşi demişler. Biz de yeniden bu ateşi harladık” sözleriyle artık içinde bulunduğu siyasal oluşumunun referansının kurtuluş savaşı günleri olduğunu ifade etti.

TECRÜBE GENÇLİĞE IŞIK TUTACAK

Çoban Ateşi Hareketi’nin partileşme hedefinin olduğunu belirten Çakıroğlu genç ve dinamik bir yapının tecrübeli siyasetçilerin rehberliğiyle siyaset sahnesinde kendisine yer bulacağını ve Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesinde önemli bir yer tutacağını söyledi.

DEMOKRASİNİN AÇIĞI

AKP iktidarının Türkiye’yi otoriter bir rejimden Totaliler bir rejime taşıdığını öne süren Çakıroğlu’na göre totaliler yönetimlerle demokratik yönetimler arasında ince bir fark var. İki rejimin de halktan beslendiğini dile getiren genç siyasetçi; “Her ikisi de halktan gelen oylarla bir noktaya kadar varır ama birincisi ötekileştirir, ayrıştırır, zulmeder, ikincisi ise kucaklayıcı ve birleştiricidir. İşte demokrasinin en büyük açığı da budur, kendisini yok etmek isteyenlere dahi kapıları ardına kadar açar” diyor.

ÖRTÜLÜ İÇ SAVAŞ

Türkiye’de 2007’den beri örtülü bir iç savaşın yaşandığını iddia eden Çakıroğlu’na göre yargı iktidarın emrinde ve muhaliflere göz dağı vermenin aracı.

“Türkiye'de yargı üzerinden yürütülen bir savaş var mahkemeler de zaten savaş alanı gibi. Bu meselelerin hepsini kitapta ayrıntılı şekilde anlatmaya çalıştım” diyen Çakıroğlu “Türkiye öyle bir hal aldı ki İktidar yargı mekanizması üzerinden, kendine muhalif, kendi gibi düşünmeyen ya da kendine zarar vereceğini düşündüğü kesimlere karşı operasyon çekiyor” ifadeleriyle iktidarın kendisi gibi düşünmeyenlere karşı zulmettiğini ifade ediyor.

LAT GEZİ Mİ?

“Totaliterleşmenin miladı gezi mi oldu?” sorusunu yanıtlayan Çakıroğlu Erdoğan’ın 15 yaşında polisin attığı gaz fişeği sonucu hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan’ı mezhebi yüzünden yuhalattığını hatırlatarak “Bunun demokrasilerde ve vicdanlarda yeri yok” dedi.

Çakıroğlu’nun kitabı Totaliter Günler’e, siyasi mücadelesine ve gündeme ilişkin sorularımıza verdiği yanıtlar şu şekilde:

- İlk kitabın neden Totaliter Günler?

Yönetimi altında olduğumuz rejim aleni şekilde totaliter ama insanlar otoriter diyorlar. Ben kesinlike otoriterlikle alakası olduğunu düşünmüyorum. Otoriter rejim bizim geçmişte bıraktığımız rejimdi.

Otoriter rejim devletin ve kurumlarının belli bir felsefe etrafında belli bir kesim tarafından yönetilmesidir. Halktan bir nebze kopuktur lakin yasama yürütme yargı arasında erkler ayrılığı söz konusudur. Totaliter rejimde ise devlet ve kurumları hukuk devleti ve erkler ayrılığı ilkeleri yok sayılarak, kitlelerin de desteği kullanılarak tek bir adam tarafından yönetilir. Bizdeki yönetim şu an tam anlamıyla bu değil mi?

Demokrasinin üç büyük sac ayağından biri olan yargının içine düştüğü hal içler acısı. Yargı tamamen yürütmenin tekeline geçmiş durumda. En son Eren Erdem olayında da gördük, bir talimatla şak diye alıp tak diye içeri atıveriyorlar. Rahip Brunson, Deniz Yücel olaylarında da yine aynı hikaye. Eee şimdi böyle bir yargı sistemi varken ve yasama da tamamen baypas edilmişken devletin tüm kurumları tek bir yerden emir alırken bu rejime otoriter diyebilir miyiz? Asla, bu rejim alenen totaliterdir.

Türkiye'de 2007'den itibaren, üstü kapalı, gayri nizami bir iç savaş var. Postmodern zamanlardan geçiyoruz bu zamanlarda savaşlar illa tankla tüfekle olmuyor. Rejim Postmodern Totaliter Rejimdir nokta!

- Nasıl bir iç savaş?

Türkiye'de yargı üzerinden yürütülen bir savaş var mahkemeler de zaten savaş alanı gibi. Bu meselelerin hepsini kitapta ayrıntılı şekilde anlatmaya çalıştım. Türkiye öyle bir hal aldı ki İktidar yargı mekanizması üzerinden, kendine muhalif, kendi gibi düşünmeyen ya da kendine zarar vereceğini düşündüğü kesimlere karşı operasyon çekiyor.

Allah aşkına son on yıla bir bakın yargılamalar üzerinden topyekün rejim değişti. Bürokrat, asker vs yüzbinleri aşkın devlet çalışanı görevlerinden alındı, hapislere atıldı. 1908’de temelleri atılıp 1923’de kurulan rejim tüm fikir ve kurumları ile yıkıldı!.

Sizce totaliterleşmenin miladı gezi mi oldu?

Olabilir, o da mesela adımlarından bir tanesiydi. Orada 15 yaşlarında bir çocuk mezhebi üzerinden meydanlarda linç ettirildi, evladını kaybetmiş bir anne yuhalatıldı. Bu tarz hareketler hangi rejimlerde olur? Demokrasilerde olacak hali yok!

- Peki totaliter rejimle mücadele nasıl olacak? Mücadele edilebilir mi?

Kesinlikle edilebilir, edilecek. Şimdi nasıl geçmiş zamanın totaliter rejimleri sıcak savaş içerisindeydi, yıkımları da sıcak savaş ile oldu ya işte mevcut totaliter rejim de soğutarak savaşıyor. Kutuplaştıma siyaseti ile devasa buzullar yarattılar. Ülkeyi tam ortasından ikiye böldüler ve iktidarları bunun üzerinden yürütüyorlar. Kitapta onu belirttim, son 10-15 yılda AKP'si CHP'si MHP'si HDP’si İYİ Parti’si fark etmez hep buzullar yarattılar ve safları sıklaştırdılar.

Çünkü ne yaptı AKP, bana yüzde 40 yetiyor dedi geri kalanları umursamadan ötekileştirdi. HDP diyor ki bana %10-15 yetiyor. CHP diyorki ben % 25’imi kaybetmeyeyim vs…

AHLAT’TA EV KİRALAYARAK ACIYI PAYLAŞAMAZSIN

İYİ Parti’yi de gördük yani ben içersinde de mücadele etmeye çalıştım ama baştan aşağı hayal kırıklığı. Hani merkeze oturma? Hani herkesi kucaklama? Akşener ilk parti kurulduğunda Ahlat'ta ev kiralamıştı, işte Ahlat’da ev kiralamakla Güneydoğu'dan oy alamıyorsun. Öyle ucuz şekilci hareketlerle bir yere varılamıyor. Diyarbakır’ın da acısını içselleştireceksin, Edirne’nin de. Madımak’ı da içselleştireceksin, 28 Şubat zulümlerini de. Öyle sözde ben şöyleyim ben böyleyim demekle olmuyor. Sloganımız “Cesaret ve Dayanışma” olmalı, olacak.

KOFTİDEN DAYANIŞMA OLMAZ

Lakin az evvel söylediğim “cesaret ve dayanışma” koftiden olmayacak. Cesaretin içerisinde akıl olmazsa o cesaret yıkıma, vicdan olmazsa da o cesaret zulme sebep olur. O yüzden akıl ve vicdan süzgecinden geçmiş bir cesaret bizleri ileri doğru götürecek. Aynı şekilde dayanışma da koftiden olmamalı. Trabzon’daki Selim ile Diyarbakır’da ki Ahmet; Cami’de ki Ömer ile Cemevindeki Ali, İzmir’de ki Laik Teyze ile Konya’da ki Hacı Teyze omuz omuza yan yana yürüyecekler. Yükselen bu kötülük ancak böyle bir cesaret ve böyle bir dayanışma bir araya gelirse yok edilir.

- Yüzde 40 AKP’yi iktidarda tutmaya yetiyor dedin, aslında artık yetmiyor da AKP ittifakla iktidarda kalabiliyor. Bu denklemi yıkmak için İYİ Parti ortaya çıktı ve merkez sağdan AKP’ye verilen oylara talip olduğunu iddia etti. Görünen o ki bu iddiasını yerine getiremedi. Eski bir İYİ Partili olarak içinde bulunduğun siyasal oluşumu bu gözle değerlendirebilir misin? İYİ Parti’nin yapamadığını yapabilecek ve merkez sağ oylarını toplayabilecek misiniz?

İYİ Parti’nin merkez iddialarının hepsi sözde kaldı, şekilde kaldı. Bu sebeple ben ve benim gibi bir sürü insan da buna binaen partiden koptu. Dediler ki biz MHP’nin devamı CHP’'nin alternatifi değiliz ama gelinen noktada hem söylem hem de icraat anlamında iki partinin küçük prototiplerine dönüştüler. Mesela dediler ki biz kadın hareketi olacağız, gençlere yöneleceğiz. Hani nerede bu söylemin karşılığı?

Ben Sayın Akşener’in siyasi geçmişinin temiz olduğunu düşünüyorum. Uzun siyaset hayatında Bakanlıkta yapmış birisi. Mevcut rejim tarafından kendisine Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı ve AKP kuruluşun aşamasında Bakanlık teklif edilmiş birisi ve kendisi tüm bunları elinin tersiyle itmiş bir hanımefendi. Açıkçası benim İYİ Partiye yönelmemin temel sebebidir kendileri.

MERAL AKŞENER SÜRÜKLEYİCİ OLAMADI

Bu noktada Akşener toplumdaki talepten de kaynaklı farklı kesimleri bir araya getirdi ve bir nevi partinin tutkalı veya köprüsü oldu. Emin olun onu çektiğiniz an İYİ Parti diye bir şey kalmaz. Ama bir lider birleştirici olduğu kadar sürükleyici ve vizyon sahibi de olmadı. Sayın Akşener maalesef hiç sürükleyici olamadı.

- Görünen o ki Akşener’in kredisi bitti, İYİ Parti’de büyük kopuşlar olacak mı?

Ben büyük bir kopuş olacağını düşünüyorum ama parça parça. Şimdi şöyle bir şey var iktidara adayım diyorsun ama CHP olmadan büyükşehirlerde aday çıkaramıyorsun. Hiçbir şey yapamıyorsun. Yahu memleket yangın yeri bunlar ilçelerin pazarlığına tutuştu. Çok kötü bir tablo.

- Şimdi yeni bir siyasi hareketten bahsettin Çoban Ateşi hareketinden. Öncelikle Çoban Ateşi Hareketi ne demek, neden bu isim? Bu saydığın sorunlara çözüm olacak mı?

1919’da İstiklal harbi döneminde Anadolu’da köylerde insanlar geceleri savaşa olan desteklerini belirtmek için ateş yakarlarmış. İşte bu ateşlere çoban ateşi demişler. Bu hareketin neler yapabileceğini zaman gösterecek. Çoban Ateşi hareketinin içerisinde olan insanlardan birisi olarak şunu söyleyebilirim ki konuştuğum bütün insanlar vicdanlarının sesini dinliyor ve memleket sevdası ile hareket ediyorlar. Hareket şu an Rıfat Serdaroğlu koordinesinde hareket etmekte.. Hareketin bir lideri yok. Serdaroglu da hareketin lideri değil sadece koordine merkezinin başındaki isim. Bu hareket kendi değerlerini ve liderini kendisi çıkaracak. Hareketin partileşip partileşmeyeceğine de kesinlikle millet karar verecek. Biz dediğim gibi yüreği memleket sevdası ile çarpan tüm kimliklerin bir arada olduğu bir hareket yaratmaya çalışıyoruz, bunun için mücadele ediyoruz. Bu hareketin temelinde vatan sevdası var.

- Bir partileşme amacı var ama?

Tek bir amaç var Türk milletine hizmet etmek onu mevcut rejimin pençelerinden kurtarmak.

- Peki bu hareketin içerisinde tanıdık yüzler var mı?

Eski İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, eski Sağlık Bakanı Rıfat Serdaroğlu, İYİ Parti GİK üyesi Murat Uysal, Bahattin Yücel, Mehmet Dülger gibi çok sayıda isim var.

- Hareketin ana ekseni ANAP, DYP kadrolarımı?

Hayır öyle bir tasnife gitmiyoruz. Bizim kapımız yüreği vatan sevdası ile çarpan herkese açık. Antalya’da ülkenin dört bir yanından ve çok farklı kimliklerden insanların geldiğini gördüm.

SANAL DUVARI YIKACAĞIZ

- Hareketi biraz daha açarsanız?

Biz bir şeyi yok etmek istiyoruz, ötekileştirme siyasetini. Kutuplaştırmayı kaldırıp bu buzullar arasında sıkışıp kalan insanlarımızı birbirine yaklaştırmak istiyoruz. İnsanların arasına bu iktidarın ördüğü duvarları yıkmak istiyoruz zira iktidar yurttaşlarımız arasına sanal bir Berlin Duvarı inşa etti. İşte bizler bu Sanal Berlin Duvarını yıkacağız.

- Çoban Ateşi isminin nereden geldiğini anlattın. Bu hareket Kurtuluş Savaşı’nı, milli mücadele günlerini referans alıyor. Gördüğüm kadarıyla hissedilen şey de bu. Yeni bir milli mücadele başlatma refleksi hakim? Türkiye’nin yeni bir kurtuluş mücadelesi aşamasında olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Şartların o derece kötü olduğunu düşünüyoruz. Şartlardan kasıt şu, ülke yıkımla karşı karşıya. Bir ülke sadece dışardan savaşla yıkılmaz, içten çürümeyle de yıkılır. Türkiye şu an içerden devlet mekanizması anlamında çürüdü, çürütüldü. Yeni Türkiye dediler zulmün bayraktarlığını yaptılar. İktidara gelirken ne kadar masumane iddiaları varsa hepsini çiğneyerek ve zulmü geldikleri dönemin ötesine taşıyarak yükseldiler.

Atatürk Cumhuriyeti toplumda bir rüya yaratmıştı. Mesela benim babam. Benim babam bir işçi, annem ev hanımı. Devletimin okuluna gittim ben ve bu okulda babam sunu biliyordu, ben oğlumu okula yollayabilirsem ve o da iyi çalışırsa gelecekte refah seviyesi yükselebilir, bir yerlere varabilir. Hakim, savcı, doktor, öğretmen, mühendis olabilir. Bu rüya bence Atatürk Cumhuriyetinin yarattığı en büyük değerdi zira devletler vatandaşlarında bir rüya yaratabiliyorlarsa ayakta kalabilirler.

- Yani Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesiydi

Aynen öyle Cumhuriyet gariban Anadolu’nun tutunacak dalıydı.

ZALİME OMUZ VERİLMEZ

- Yakın zamanda Abdullah Gül'ün bir parti kurma hazırlığında olduğu iddiası hem yandaş medyada hem merkez medyada yer aldı. Davutoğlu’nun Anadolu’da gezileri var, üniversite üniversite akademi akademi dolaşıyor ve bu parti kurma çalışmaları olarak lanse ediliyor. Böyle duyumlar geliyor kulağımıza, bunun için 31 Mart seçimlerini bekliyor gibiler. Hareketinizin de partileşme ihtimali var diye soruyorum, aranızda bir siyasi yakınlık var mı ya da ileride olabilir mi olursa ne düşünürsün.

Asla, ben öyle bir hareketin içersinde olmam. Nefretle ya da rövanşist zihniyetle hareket eden birisi asla değilim. Rövanşist zihniyetle hareket edilmez. Bunu yaparsan yeni zulümler ve yeni mağdurlar yaratırsın ama zalime de omuz verilmez ya da zalime omuz vermişin elinden tutulmaz. Benim Abdullah Gül ile kişisel bir meselem yok. Öncelikle Gül benim nazarımda bir lider değil, yani lider olarak muhattap alacağım birisi değil ama madem konusu açıldı konuşalım yazdım da bunu zaten. Cesareti olmayan, hep ortam koklayan, şartlara bakayım diyen birisinden lider olmaz.

KORKMUYORUM REFERANSIM ECDADIM

- Şimdiye kadar konuştuklarımız gündeme dair konulardı. Aslında bunlar senin kitabının parçaları ve kitabında Totaliter Günler başlığını seçtin. Totaliter günlerden bahsediyorsun. Totaliter rejimi yaratan çok önemli bir şey var o da korku. Despot rejimin en büyük gücüdür toplumdaki korku. Peki sen hiç korktun mu?

Hayır korkmadım, korkmam! Tek bir referansım var. Ben Çanakkale’ye gittim, mezarları gezdim, 15 yaşında, 16-17 yaşında Türkiye’nin dört bir tarafından gelmiş, savaşmış ve şehit olmuşlar. Ben 32 yaşındayım. O çocuklar benim atalarım ve onlar ki çeliğin karşısına etle kemikle lakin korkmadan azim ve inançla çıkmışlar. Şimdi ben korkarsam, sadece kendimi düşünür köşeye çekilirsem ahirette yüzlerine nasıl bakarım.

Ayrıca bu hayatta çocuklarım olursa onların yüzüne nasıl bakarım. Baba bu memleket bu hale gelmiş siz neredeydiniz derse, ne derim?

Bunlardan başka hiçbir referansım yok. Ben bu toprakları seviyorum. Doğusundan batısına bu toprakların her bir karışını, her bir kimliğini seviyorum!

- Son olarak kitabın tam adı Totaliter Günler 2018, bunun devamı olacak mı?

Umarım olmaz.

Son Güncelleme: 17.01.2019 14:31
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.