Yerel Seçimler yaklaşıyor, Belediye Başkan adayları belirleniyor. Ankara’da kulisler, ittifaklar, nifaklar, dedikodular, iftiralar vs gırla gidiyor ve Türkiye, tarihinin gördüğü en genel yerel seçime doğru ilerliyor. Seçimlerin sadece adı yerel. Kendisi ise 24 Haziran seçimlerinin bir nevi tasdiklemesi hüviyetinde.

Burada yapılması gereken ilk hamle, Türkiye’de seçmen reflekslerini görüp, anlamak ve ondan sonra da kurulacak bir ittifak varsa onun çerçevesini iyi çizmektir. Aksi halde totaliter rejim bu seçimden de güçlenerek çıkacaktır.

Bunun için öncelikle bilmemiz gerekir ki AKP ve Siyasal İslam’ın iktidar yürüyüşü sanılanın aksine 1994 Yerel Seçimleri ile başlamadı. 1987 Genel Seçimleri ile ayak seslerini duyuran Siyasal İslamcılar 1989 Yerel Seçimleri ile yerlerini sağlamlaştırıp 1991 Genel Seçimleri ile sıçrama yaparak %10 barajını ilk defa aşmış ve %16,8 oy alarak iktidara doğru emin adımlarla yürüyüşe geçmişlerdir.

12 Eylül Darbesi’nin vesayeti siyaset üzerinden kalktıktan sonra ki ilk seçimler diyebileceğimiz 1987 Genel Seçimlerinde: ANAP 36.3, SHP 24.7, DYP 19.1, DSP 8.5, RP 7.1, MÇP 2.9;

1995 Genel Seçimlerinde RP 21.3, ANAP 19.6, DYP 19.1, DSP 14.6, CHP 10.7 MHP 8.1;

1999 Genel Seçimlerinde DSP 22.1 MHP 17.9 FP 15.4 ANAP 13.2 DYP 12 ve CHP 8.7;

2018 Genel Seçimlerinde ise; AKP 42.5, CHP 22.6, HDP 11.7, MHP 11.1, İYİ 9.9 oy almıştır.

Bu tablo genel anlamda yerel seçimlerde de değişmemekle birlikte bize çok önemli iki şey söylemektedir. İlki Siyasal İslamcı bir zihniyetin hâkim olduğu parti 16 yıldır %40 bantlarında oy almakla birlikte aslında kemik ve öz oyu yani ideolojik tabanı %10-15 civarıdır. Geriye kalan tüm oylar merkez sağ seçmenin alternatifsizlikten veya başkaca sebeplerden kaynaklı dönemsel olarak vermiş oldukları oylardır. İkinci olarak ise otuz yıllık süreçte kemikleşmiş şekilde, Türkiye’nin %65 sağ seçmeni %35 sol seçmeni vardır. Türkiye’de sağ ne kadar sağ, sol ne kadar soldur sorunu ise başka bir yazının konusu.

Bu tabloyu okuyarak önümüzdeki yerel seçimlere bakarsak mevcut dengeleri esas olarak bozacak partinin ancak ve ancak sağdan gelebileceğini görmemiz gerekir. Peki AKP dışında kim var sağda? MHP ve İYİ Parti. Yani iktidar partisi dışında onun müttefiki olan MHP ve maalesef yeterli politikaları üretemeyen İYİ Parti.

MHP’nin bazı illerde aday dahi çıkarmayacağını ve AKP’ye destek vereceğini bildiğimize göre oyunu bozma anlamında geriye sadece İYİ Parti kalıyor. O zaman da sorulacak soru şu, İYİ Parti bunu yapabilecek güçte mi? Bu sorunun cevabı da İYİ Parti’nin kurmak istediği ittifakta saklı. Yani tek başına yapabilecek gücü olmadığını bizzat kendisi kabul etmiş durumda.

Şöyle de bir yanlışa düşüldüğünü görüyorum. Seçimlerin amacı elbette belediyeleri almaktır ama ondan da öte esas amaç AKP politikalarına mecbur bırakılan ve her anlamda zulüm gören milletimize alternatif sunarak tabloyu değiştirmektir. Yani AKP İstanbul’u alacaksa bile 94’de aldığı gibi %25 ile alsın, ki zaten bu Siyasal İslam için olsa olsa bir Pirus Zaferi olur ve sonrası çorap söküğü gibi gelir.

Ayrıca yerel seçimlere bel bağlayarak mevcut rejime dur demek isteyen yurttaşların, siyasi partilerin ve diğer tüm muhalif kanadın yapması gereken bir diğer şey ise ittifaklardan veya yerelde şu adam güçlü onu aday yapalım vs gibi çok küçük katkılar sunacak politikalardan ziyade rejimin tüm hukuksuzluklarını, haksızlıklarını ortaya koyarak bunların karşısında neler yapacaklarını ifade eden genel seçim siyaseti gütmektir.

Bu seçime yerel seçim zannıyla yaklaşmak saflıktır. AKP öyle illere öyle adaylar göstermiştir ki adamın o il ile alakası yoktur. Ona oy verecek vatandaşta kara kaşına kara gözüne ya da liyakatine değil aday olduğu siyasi partiye ve siyasi hareketine bakmakta. Bu yüzden aday profili önemli olmakla birlikte temel kıstas ve çözüm değildir.

CHP-İYİ Parti ittifakı ile bir yere varabilmek için ise CHP’nin ittifak yapılacak büyük illerde sağ seçmende karşılığı olan ve onları AKP’ye mahkûm olmaktan kurtaracak bir adaya destek vermesi gerekmektedir. Aksi halde sonuç hüsran olacaktır.

Peki ya evin istenmeyen çocuğu muamelesi gören HDP nasıl bir tavır takınacak? Büyük illerde, kritik bir oy oranına sahip HDP’nin belirleyici olabileceği göz ardı edilemez. İşte bu noktada birçok denge gözetilecek. Burada her iki cephenin de tabuları yıkarak, samimi ve memleket menfaatleri uğruna hareket etmeleri gerekmekte. Prangalara mahkûm, Demirtaş’sız HDP veya ideolojinin boyunduruğu altında ki diğer partiler bunu yapabilir mi?

Aydınlar ve siyasetçiler romantizmi bir kenara bırakarak gerçeklerle yüzleşmek zorunda. Realist hareket edilmezse yirmi yıllık süreçte tabuta çakılan son çivi bu seçimler olacak ve ülkemiz siyasi ve ekonomik anlamda oldukça karanlık bir geleceğe doğru sürüklenecektir.

İttifaklar kurulabilir, yerelde karşılığı olan güçlü kişiler aday gösterilebilir ama bu belli bir düşünce ve sistem içinde yapılmazsa hiçbir karşılığı olmayacaktır. 24 Haziran seçimlerinde yapılan ittifak bunun en açık göstergesidir.

Cumhuriyet’in içine düştüğü siyasi ve ekonomik buhrandan iktidar kadar muhalefette sorumludur. Milletimize alternatif politikalar sunamayan, kendi iç çekişmelerine kapılıp giden ve ideolojik saplantıların içinde boğulan muhalefet bu sefer doğru siyaset yapabilecek mi? Seçim sonuçlarının ana belirleyicisi bu olacak.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.