İhtilal, devrim, inkılap, inkılapçılık, devrimcilik, Atatürk ihtilali, Atatürk Devrimi…

Bu kavramların doğru kullanılabilmesi için kısa bir değerlendirme yapmakta fayda var.

Kadro dergisinin ilk sayısında:

“Türkiye bir inkılap içindedir. Bu inkılap durmadı. Bu güne kadar geçirdiğimiz hareketler, şahit olduğumuz muazzam kıyam manzaraları onun yalnız bir safhasıdır. Bir ihtilal geçirdik. İhtilal inkılabın gayesi değil vasıtasıdır. İhtilal safhasında dursaydık inkılabımız sonuçsuz kalırdı. Halbuki o, genişliyor, derinleşiyor. O henüz son sözünü söylemiş, son eserini vermiş değildir.(...)” Açıklamalarına bakarak inkılap sözcüğünün, toplumsal yapıyı değiştiren ve uzun zaman dilimine yayılan köklü değişiklikler anlamında kullanıldığını söyleyebiliriz.

“ İnkılap, bir yandan geniş kapsamlı, toplumsal, ekonomik ve siyasal bir ihtilal anlamına kullanılırken, öte yandan şapka, alfabe, takvim, eğitim konularındaki reformları nitelemek için de başvurulan bir terim özelliği de kazanmıştı.” (Kongar)

Siyasal anlamda devrim, iktidarın kökeninde değişme yaratan bir olaydır.

“ Siyasal, toplumsal, ekonomik ilişkiler düzeninde hızlı değişmeye yol açan olaydır.”

Afet İnan’ın anlattığına göre 1933’te bir sofrada Atatürk inkılap ve İhtilal sözcüklerini incelettirir. Her iki sözcüğün tek başlarına gerçekleştirdikleri değişimleri karşılamağı fikrine varır.

İnkılap sözcüğü genç Osmanlılar tarafından da kullanılmış bir sözcüktü. Mehmet Bey adlı biri Cenevre’de bu adla bir dergi de çıkarmıştır.

Atatürkçülerin gerçekleştirilen yeniliklere inkılap demeleri boşuna değildir.

Bir Atatürkçü için inkılapçı olmak, kendini modernleşmeye adamak ve Türkiye’ yi modern dünyanın zirvelerine taşımaktır. Bu amaçla eğitimden bilime, hatta dış görünüş açısından gelişme değişme süreçlerini gerektiriyordu. İnkılapçılık, bir yandan yapılan yeniliklerle elde edilenleri korumak bir yandan da bunları sürekli geliştirmek gibi ikili işleve sahiptir.

Onuncu Yıl Nutku, Atatürk’ün bu alanda ne kadar kararlı olduğunun manifestosu gibidir.

“ Türk Milletinin istidadı ve kat’i kararı medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir.”

“Memleket, mutlaka asri, medeni ve yeni olacaktır. Bizim için bu hayat davasıdır.”

“ Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen modern ve bütün mana ve şekliyle olgun bir topluluk haline getirmektir. İnkılaplarımızın gayesi budur. Bu hakikati kabul etmeyen zihniyetleri perişan etmek zorunludur.

Yine Atatürk'ün şu ifadeleri cumhuriyetin kazanımlarının kişilere bağlı kalmadan akılla, bilimle fenle sürekli geliştirilmesi gerektiğini açıkça belirtir.

"Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı(ayet), hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, bilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü güçlükler önünde, belki amaçlara tamamen eremediğimizi, fakat asla ödün vermediğimizi, akıl ve bilimi rehber edindiğimizi onaylayacaklardır. Zaman hızla dönüyor, milletlerin, toplumların, bireylerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur. Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar."

Atatürk'ün bu dileğini yerine getirmesi gereken kuşkusuz onun ilkelerini benimseyen gençlik olmalıdır.

"İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!"

Bugün Atatürkçü olduğunu söyleyenlerin, "Mustafa Kemal'in askerleriyiz!" sloganlarıyla yeri göğü inletenlerin öncelikle yapmaları gereken hayatın her alanında onun ilkeleri doğrultusunda çalışmak, çalışmak, çalışmak ve dünyaya örnek eserler sunmaktır.

Bu aynı zamanda her fırsatta Atatürk'e ağıza alınmayacak küfürlerle saldırarak 1400 yıl öncesinin yaşam biçimlerini ve 100 yıl öncesinin devlet yapılarını topluma dayatmak isteyenlere karşı verilebilecek en değerli tepki olacaktır.


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.