Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Gazetesi’nde, Yrd. Doç. Dr. Engin Ünsal’ın; “Siyaset fukarası sendikalar” başlıklı bir makalesi yayımlandı.

Kendisi, uzun yıllar Türk-İş’e bağlı bazı sendika başkanlarına danışmanlık yaptı.

Şimdilerde Girne Amerikan Üniversitesi’nde öğretim üyesi.

İş Hukukunda yetkin bir kalem olduğunu teslim edelim.

Hoca’nın değişik gazetelerde yayımlanan makalelerinin bazılarındasendikalara getirdiği eleştirilere biz de katılmaktayız.

Örneğin 16 Aralık 2018 tarihlibir makalesinde; “sendikaların Anayasa’nın 34. maddesindeki barışçıl gösteri hakkını neden kullanmadıklarını” sorgulayarak, “protestonun sendikacılığın temel hakkı” olduğunu vurgulaması ve “Yaşamak cesurların hakkıdır. Korkunun ecele faydası yoktur. Korkaklar her gün ölür.” şeklindeki tespitleri son derece doğrudur.

Yazının devamında; “Sendikacılar insanlık onuruna yakışan bir asgari ücretin belirlenmesini sağlamak için mutlaka Anayasanın 34. maddesini kullanmak zorundadır çünkü hükümet ve işveren temsilcileri bu belirlemeyi asla işçiler yararına yapmayacaktır.” diyerek bizim de altına imza atabileceğimiz son derece doğru tespitler yapmıştır.

Ama Sayın Hocamız, her nedense bu asgari ücret tespit komisyonunda, işçileri temsilen Türk-İş’in bulunduğunu es geçmektedir.

Açlık sınırının sadece 100 lira üzerinde açıklanan 2019 Asgari ÜcretineTürk-İş’in muhalefet şerhi koymamasını, hatta “yetmez ama evet”çi bir yaklaşımla bu sefalet ücretini savunmasını da görmezden gelmekte Hoca…

Bir başka anlatımla, yukarıdaki doğru tespitleri yapan birisinin yaklaşık on gün sonra belli olan Asgari Ücretin altında imzası olan sendikaya bir iki kelam etmesi gerekmez mi?

Eğer etmiyorsa çifte standarda düşmüş olmaz mı?

Sayın Hocam, elini vicdanına koy, bütün asgari ücret tespit komisyonlarında işçi temsilcisi olarak yer alan Türk-İş’in tek bir cesur çıkışını gördünüz mü?

En küçük bir protesto yaptığına tanık oldunuz mu?

Komisyonda; “insanlık onuruna yakışan bir asgari ücretin belirlenmesini sağlamak için” Türk-İş’in tek bir gün Anayasanın 34. maddesinde tanımlanan barışçıl gösteri hakkını kullandığı vaki mi?

Değil…

O zaman niye Türk-İş’e bir eleştiri yöneltmiyorsunuz?

Hakkını yemeyelim, Sayın Hocamız son yazısında eleştirmiş Türk-İş’i.

Ama bu eleştiride bile Türk-İş’i masum gösterme gayretleri var.

Şöyle diyor Engin Hoca:

“Yasal düzenlemelerden dolayı ülkemizde eylemsiz sendikacılık baskındır. AKP hükümeti 17 yıldır iktidardadır ve işçi aleyhine yasal düzenlemeler yapmak ve grevleri ertelemekle ünlenmiştir. Türk-İş, Amerikan sendikacılığından etkilenerek yıllarca partiler üstü sendikacılık yapmış ama sonunda iktidar partilerinin arka bahçesi olmuştur. Sosyal medyayı kullanarak işçilerine siyasal bilinç vermeye çalışan çok az sendika ve başkanı vardır. Çoğunluğu siyaset yapmaktan ve üyelerine siyasal bilinç vermekten kaçınmaktadır. Böyle olunca siyasetin çarkları işçiyi ezmeye, sendikalarda saksı çiçekleri gibi güzel ama sessiz kalmaya zorlanmaktadır. Sendikacılar cesur olsa ve üyelerini siyaseten eğitseler siyasete kendileri egemen olurlar. Ücret sendikacılığı değil, ücret sendikacılığına dayalı siyasal sendikacılık emekçilerin kurtuluşu olacaktır. Sendikalar siyaset fukaralığından kurtulup siyasal güç olmadıkça bu sömürü düzeni devam edecek demektir. Bugün yaşadıklarımızın sorumlusu siyaset fukarası sendikalardır.”

Türk-İş’e “Amerikan sendikacılığından etkilenerek yıllarca partiler üstü sendikacılık yapmış ama sonunda iktidar partilerinin arka bahçesi olmuştur.” demek Türk-İş’in ihanetlerini hafifletmek oluyor be Hoca...

Oysa Türk-İş, “Amerikan sendikacılığından etkilen”memiş, tam tersine1952 yılında bizatihi CIA ajanlarınca kurdurulan ve “partiler üstü sendikacılıkla iktidar partilerinin arka bahçesi olmuş”,kurulduğu günden bu yana sarı-gangster yapıdaki Amerikancı bir sendikadır.

Türk-İş’in kuruluşunu, Hikmet Kıvılcımlı bakın nasıl değerlendiriyor:

“İkinci Evren savaşı bittiği gün, “Demokrasi” sözcüğünü ciddiye alan tek Sosyal kümemiz İşçi Sınıfımız oldu. Ansızın, ortalığı (zamanın İçişleri Bakanının dediği gibi) “yerden mantar biterce” işçi Sendikaları kapladı. İktidar ürktü. Hepsini baskınla kapattı. Milli Emniyet kanalından “işçi liderleri” sağladı. Belirli ve bezirgân partilerin gölgeleri altında İşçi Sendikaları kurdu. O sendikaların ve “Lider”lerin, yabancı ve başta CIA ajanları öğüdü ile derlenip yükseltilişleri, en sonra; Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu biçimine sokuldu.

Konfederasyonu’nun kısa adı TÜRK-İŞ idi. Bu sözcük daha söylenişinde bile, sarhoş bir Amerikan ağzından çıkmışa benziyor. Gavurcuklar, Türkiye ile ilgili anlamını “Türk-İş” sözcüğü ile deyimlendirirler."

İşte böyle Hoca…

Daha kurulduğu yıllarda Türk-İş’in ne mal olduğu ortada. Aradan geçen yarım yüz yılda Türk-İş bu özelliğinden bir şey kaybetmediği gibi, Batılı Emperyalistlerle ilişkilileri daha da boyutlanmış, pekişmiştir.

Sadece son on yedi yılda AKP iktidarının arka bahçesi olmayı Hak-İş’e kaptırdı, o kadar…

Oysa bu ülkede, her dönem devrimci sınıf sendikacılığı yapan, Anayasanın 34. maddesindeki barışçıl gösteri hakkını sonuna kadar uygulayan, sadece sosyal medyayı kullanarak değil, fiili eylemlerle ve eğitim çalışmalarıyla, işgal-grev-direnişlerle işçi sınıfına siyasal bilinç veren sendikacılar var.

1995’den bu yana, sadece kendi işkolundaki işçilere değil, toplu çıkış, konkordato, hileli iflas vb. yöntemlerle hakları gasp edilen farklı işkollarındaki işçilere de fiili ve hukuki önderlik yapan sendikacılar var.

Uzağa gitmeden, sadece son dönemde yapılanlara bakalım. Alman METRO AG bünyesindeki Real Market işçileri; yıllardır aidat ödedikleri sendikaları Türk-İş’e bağlı Tez Koop-İşve DİSK’e bağlı Sosyal-İş sendikalarının her türlü engel ve provokasyonlarına rağmen,(bir buçuk yıldan fazladır) gasp edilen Kıdem Tazminatlarını alabilmek için türlü yaratıcı eylemlerle mücadele ediyorlar. Gözaltına alınıyorlar, yargılanıyorlar. Onlara da önderlik eden bir sendika var.

Yine benzer yöntemlerle MİGROS bünyesine katılan UYUM-MAKRO Marketlerde çalışan binlerce işçinin ödenmeyen Kıdem Tazminatı vb. hak mücadelesine de (işkollarındaki sendikaların satışa getirmesine rağmen) önderlik eden ve hatta iflas, konkordato gibi yolları beklemeden, fiili mücadele ile UYUM işçilerinin haklarını alan, MAKRO işçilerinkini de almak için günlerdir, ülkenin dört bir yanında aynı anda eylemler yaparak Anayasanın 34. Maddesindeki barışçıl gösteri hakkını sürekli kullanan ve hatta Ankara Valiliğinin OHAL yasaklarını işlemez kılan bir sendika var.

Türk Metal Sendikasının satışa getirdiği UZEL işçilerinin 11 yıldır ödenmeyen hak mücadelesine de hiçbir çıkar ilişkisine girmedendestek olan bir sendika var.

Daha hangi birisi sayalım Hocam?

Şu anda; Muğla’dan Urfa’ya, Eskişehir’e TÜVTÜRK işçilerinin direnişleriyle; Malatya’dan Samsun’a, Ankara’dan Kayseri’ye, Konya’dan İstanbul’a kadar birçok ilde Real, Makro işçilerinin hak mücadelesiyle hiçbir işkolu ayırımı yapmadan, adeta bir konfederasyon gibi çalışarak işçi sınıfı mücadelesine önderlik eden bir sendika var.

Özetçe, salt Toplu İş Sözleşme sendikacılığı yapmayan, üyesi olsun olmasın, aidat geliri olup olmadığına bakmadan, nerede haksızlığa uğramış bir işçi varsa orada kendisini görevli sayan bir sendika var. Ya da işçilerin, hiçbir ikirciğe düşmeden sırtını dayadıkları, haksızlığa uğrayan işçilerin “o sendikaya git, onlar sizin hakkınızı alır” diye birbirlerine referans oldukları; başkanından personeline kadar hepsiyle kaynaştıkları bir sendikaları var.

Kim mi bu sendika?

Nakliyat-İş Sendikası. Ali Rıza Küçükosmanoğlu ve ekibi…

Yani Hikmet Kıvılcımlı’nın öğrencileri. Halkın Kurtuluş Partisi neferleri…

Yani “saksı çiçekleri gibi güzel ama sessiz kalmaya zorlana”mayan,sürekli mücadele içinde olan, işçi sınıfını ekonomik-demokratik talepleri uğruna mücadele içine çekerek, onlara siyasal bilinç götüren bir sendika.

Aslında Nakliyat-İş sendikasını ve ekibinisiz de çok iyi biliyorsunuz. Fakat, yanlışları tespit edip eleştirirken, olumlu örnekleri görmezden geliyorsunuz, yok sayıyorsunuz.

Nakliyat-İş’in mücadelesine (hep yapıldığı gibi) susuş suikasti uyguluyorsunuz.

İşte bu olmadı be Hoca.

Birazcık insaf…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.