Bir yılı daha geride bırakıyoruz.

Bu yıl, 1908’de temelleri atılıp 1923’de kurulan Cumhuriyet rejiminin bütün kurumları ve felsefesi ile ortadan kaldırıldığı, bir nevi tabutuna son çivinin çakıldığı yıl olarak tarihe geçecek.

24 Haziran seçimleri sonrasında İktidar, kurduğu rejimin hukuk devletinden polis devletine olan dönüşümünü tamamlamıştır. Peki nedir polis devleti? Polis devleti, yöneticilerin halka karşı hiçbir hukuk kuralıyla bağlı olmadığı yönetim biçiminin adıdır. Misal daha dün yerel seçimlerde ki İstanbul adayları ile Anayasa’nın 94.maddesini çiğnediler.

Türkiye kanunların olduğu ama hukukun zerresinin bulunmadığı bir despotluğa mahkum edilmiş durumda. Kanunlar içlerinde vicdanı, adaleti ve hakkaniyeti barındırmazlarsa ancak ve ancak zulmün kağıda dökülmüş bildirileri olurlar ve hukuki anlamda hiçbir şey ifade etmezler.

Demokrasinin sac ayaklarından hürriyet, adalet, çoğulculuk ve hukuk devleti gibi temel kavramları katledip arkasından pişkin bir şekilde ‘Ama bizde seçimler var, bakın dünyanın en ileri demokrasisi biziz’ diyen bir zihniyet yönetime tüm kademeleri ile hakim olmuş durumda.

Seçimlerin olması ki uzunca bir süredir toplumun çoğunluğu tarafından artık şaibeli görülmektedir, bu topraklarda demokrasi olduğu anlamına gelmez. Hitler seçimlerle geldi, Mussolini’de öyle ve her ikisi de demokrasiyi kullanarak onu yok ettiler. Eee ne demişlerdi yıllar önce ‘Demokrasi amaç değil araç olabilir’. Bu arada seçim sevdaları da işlerine geldiği ölçüde zira malum işlerine gelmediğinde seçileni hukuka aykırı şekilde görevden alıp atamaları kutsadılar.

Artık bir kişinin emri ile Polis harekete geçmekte, Savcılar soruşturma başlatmakta, Mahkemeler karar vermekte. Ayrıca bu yılda yine itaat et kurtul, biat et köşeyi dön felsefesi liyakatin yerine kullanıldı ve tüm zihinlere adeta bir zehir gibi zerk edilmeye devam etti.

Eleştirel düşüncesini ifade etmek isteyen her yurttaş sabah 5’de kapıma polis dayanır, işimden atılırım veya şirketime çökülür ya da çoluk çocuğuma musallat olurlar endişesi ile yaşadı. İnsanlar önce seslerine eğer yetmezse ellerine kelepçe takılarak susturulmak istendi.

‘Bakın burası çok önemli’, 2018’de devlet, yaklaşık yüz küsür yıl sonra tekrardan damadın iktidarda söz sahibi olduğu bir yönetime dönüştü.

Ekonomik anlamda, dünyada kendi devletlerinden en çok ihale alan ilk on şirketten, üçü ilk üç sırada olmak üzere beşinin Türkiye’de ve iktidara yakın şirketler olduğu, işsizliğin tavan yaptığı, enflasyonun ocakları söndürdüğü, bir sürü şirketin iflas ettiği bir yıl oldu.

Hariciye siyasetinde ise dünyada söz sahibi olduğunu iddia eden İktidar daha çok pinpon topunu andırmakta ve sanki iki kutup Amerika ile Rusya arasında bir o tarafa bir bu tarafa gidip gelmekte. Suriye’de çok tehlikeli bir oyun oynanmakta. Umarım gelecek yıl ülkemizi uluslararası bir savaşın baş aktörü konumunda bulmayız.

Medyada muhalif sesler tutuklandı ya da para cezaları ile korkutuldu, susturuldu. Aslında bu anlamda geçmiş yıllarla benzer nitelikte bir yıldı lakin bir tık daha ileri gittiler ve çok az bir muhalif sese sahip olsa da büyük bir medya grubunu daha saflarına katarak tamamen tek sesli ve rejim yanlısı bir medya oluşturuldu.

Kimi sözde aydın ve sanatçıların takkeleri düştü kelleri göründü. Zorbalık karşısında alınan tavır turnusol kağıdı işlevi gördü ve iyi ile kötüyü net bir şekilde ayırdı.

Kadına, çocuğa şiddette ise maalesef yine negatif anlamda zirvelere oynanılan ve popülist yaklaşımlardan öteye geçilemeyen bir yılı geride bıraktık. Siyaset, STK’lar ve kanaat önderleri konunun çözümüne dair somut adımlar atmadılar ve sadece acıları istismar ettiler.

Memlekette spor denilince akla gelen futbolda da netice çok vahim oldu. Büyük kulüpler borç batağındayken kimi kulüpler ise nereden geldiği pek anlaşılamayan kaynaklarla finanse edilerek transfer yaptılar ve zirvelere oynadılar. Taraftarı ve geçmişi olmayan, özel sermaye tarafından finanse edilmeyen kulüplerin böylesine büyük bir ekonomik krizde yaptıkları transfer harcamaları gerçekten göz kamaştırıcıydı.

Siyaset, sanat, spor, ekonomi… Hayata dair hemen hemen her alanda oldukça kötü bir yıl oldu.

Velhasılı kelam yüz yılı aşkındır devam eden kronikleşmiş temel sorunlar çözüleceği yerde derinleşti ve kutuplaşma zirve yaptı. Tüm alanlarda kitsch (var olan bir şeyin veya tarzın aşağı kopyası) kültürünün hakim olduğu ve bu tarz bir saltanatın sürdürüldüğü, otoriter ama göreceli olarak demokrasinin varolduğu bir rejimden totaliter ve antidemokratik bir rejime dönüşümün tamamlandığı bir yılı, 2018’i geride bırakıyoruz.

2019’un memleket insanları olarak hepimize hukuk, adalet, demokrasi, özgürlük getirmesini ve kutuplaşmanın son bulmasını temenni ediyorum. Umarım totaliter günler son bulur ve eskisinden de güçlü bir demokrasiye kavuşuruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.